
Bir şeyin menedilip verilmemesi yüzünden üzüntü duyuyor olman, gerçekte Cenâb-ı Hakkın bunda da bir tecellîsi bulunduğunu ani ayam ayışm nedeniyledir.
Nazmen Tercümesi
Olsaydı Hak’tan eğer fehmin ey gönül
Meniyle olmaz idin eseryâb-ı gam
İzah
Menetme ve verme; Cenâb-ı Hakk’ın müride iki büyük nimeti olunca, her ikisiyle de zevk ve huzur duyuyor olması icap eder. Yalnız vermesiyle gönlü rahat olup da menetmesiyle elem duyuyor olmak, İlâhi tecellîlerden haberdar olmayışın alâmetidir. Çünkü ilahi menediş, müridi âlemdekilerin sığınağı olan ehadiyyet divanına mecbur etmekle dost ve evliyasından kılmak içindir. Dünya ise, muhabbet ehline haramdır.
Yahut dünyevî isteklerini vermemekle müridi, mukarrebînin (yakınlık ehlinin) yoluna dahil etmek içindir. Nasıl ki Cenâbı Fudayl’ın: “Ya Rabbi beni ve ailemi sıkınnlı, dünya ve içindekilerden soyunmuş kıldın. Bu menetme ve Senin gayrından soyunma hâli ise has kullarına mahsus bir lütûftur. Buna ne sebeple nâil oldum?” diyerek münâcatta bulunması işte bu nükteyi ispat eder.
Veyahut söz konusu menediş, Cenâb-ı H Hakkın fâni nimeti olan dünyayı sâdık müride lâyık görmeyerek onu ebedî devlete ve sonsuz nimete nâil etmek içindir. İşte bu hakiki nükteler (ince hususlar) bir mürid için anlaşılır ve aşikâr olursa o mürid şüphe yoktur ki verilmesinden daha ziyade menedilmesinden lezzet alır hâle gelir. Böylece vaki menediş, o müride vermenin aynısı görünür. Bu sebepten İbrahim Havvâs hazretleri: “Fakr sıfaü; fakir için iki haslet mevcut olmadıkça sahih olmaz. Hasletin biri; Cenâb-ı H Hakka güven ve itimattır. Diğeri; kendisinden menedilen dünyevî şeyler hakkında şükür ve hamd etmektir. Bir de fakir olan zât için menetmedeki ilâhi nazar, vermedeki sübhâni nazardan daha üstün olmadıkça kemâl hâsıl olamaz. Bu kemâlin alâmeti de H Hakkın vermesinde bulmadığı lezzeti menetmesinde bulmakür!” dedi. Derdi tefrik eyleyen dermandan âşık değil Aşık oldur derdine derdi yine derman ola
