Al, üç şekilde tefsir edilir:
1. Al, kavm manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:
Andolsun ki, Âl-i Fir'avn'a {yani, Fir'avn'a ve onun
kavmi Kıptîlerej uyarıcılar gelmişti. (Kamer/41)
Âl-i Fir'avn'ı {yani, Fir'avn'ı ve onun milletine [dînine] mensub olan kavmi Kıptîlerij azabın en şiddetlisine sokun! (Mü'min/46)
Âl-i Fir'avn'dan {yani, Fir'avn'ın kavminden} mü'min bir adam dedi ki: ... (Mü'min/28)
2. Âl, kişinin ehl-i beyti manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:
Âl-i Lût {yani, Lût ve o'nun iki kızı} müstesna. Onları seher vaktinde kurtardık. (Kamer/34)
Ne zaman ki irsal edilenler Âl-i Lût'a {yani, ehl-i Lût'a} geldiler... (Hicr/61)
Doğrusu biz mücrim bir kavme gönderildik. Ancak Âl-i Lût {yani, Lût ve o'nun ehli} müstesna, Biz onların hepsini mutlaka kurtaracağız. (Hicr/58-59)
Sonra, ehlinden istisnada bulunularak buyurulu-yor ki:
Yalnız karısı müstesna {yani, onu kurtarmayacağız}; onun mutlaka geride kalanlardan olmasını takdir ettik. (Hicr/60)
3. Âl, kişinin ne kadar aşağı inilirse milsin zürriye-ti manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:
Gerçekten Allah Âdem'i, Nuh'u, Âl-i İbrahim'i {yani ismail'i, İshâk'ı, Ya'kûb ve esbatı} ve Âl-i Imrân'ı {yani, Mûsâ ve Harun'u risalet için} seçip âlemin üzerine {yani, kendi zamanlarındaki âlem üzerine / insanlar üzerine} istifa etti; bir zürriyet olarak birbirinden. (Âl-i İmrân/33-34)
