Dalâl, sekiz şekilde tefsir edilir:
1. Dalâl ile, küfr kasdedilmiştir; şu âyetlerde olduğu gibi:
{iblis dedi ki}: "Onları dalâlete düşüreceğim" {yani, hidayetten saptıracağım da küfredecekler}. (Nisâ/119)
Andolsun ki o {yani, iblis} içinizden birçok cibületleri dalâlete düşürdü (yani, içinizden birçok halkı saptırıp küfretmelerine sebep oldu}. (Yâ-Sîn/62)
Andolsun ki onlardan önce, evvelkilerin ekserisi dalâlette idi (yani, küfretmişti}. (Sâffât/71)
Benzeri buyruklar çoktur.
2. Dalâl, bir şeyden -küfr olmaksızın- uzaklaştırmak, ayırmak manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:
(Ey Nebi!/ Onlardan bir taife, seni dalâlete düşürmeyi (yani, seni haktan ayırmayı, uzaklaştırmayı! kurmuşlardı. (Nisâ/113)
(Ey Dâuûd!} Hevâya tâbi olma! O takdirde seni Allah'ın yolundan dalâlete düşürür (yani, hevâ seni küfür sözkonusu olmaksızın- hükümde Allah'ın ta-atinden ayırır / uzaklaştırır}, (Sâd/26)
3. Dalâl, hasar / ziyan manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:
Kâfirlerin keydi, başka değil, dalâl ((yani, ziyan)} içindedir. (Mü'min/25)
Şüphesiz ben o vakit apaçık bir dalâl (yani, hüsran-!ziyan} içindeyimdir. (Yâ-Sîn/24)
(Ya'kûb'un oğulları dediler ki}: "Doğrusu babamız apaçık bir dalâl (yani, Yûsuf a beslediği sevgiden dolayı hüsran jziyan} içindedir." (Yûsuf/8)
Tallahi, sen cidden eski dalâlinde (yani, Yûsuf a beslediğin sevgiden dolayı hüsranda!ziyanda] berdevamsın. (Yûsuf/95)
(Şehirdeki kadınlar, 'Azizin karısı için dediler ki}: "Şüphesiz biz onu, apaçık bir dalâl (yani, Yûsuf'a duyduğu sevgiden dolayı apaçık hüsran / ziyan} içinde görüyoruz." (Yûsuf/30)
4. Dalâl, şeqâ'I bedbahtlık manasında kullanılmıştır; şu âyetlerde olduğu gibi:
Siz başka değil, büyük bir dalâl (yani, sürüp giden bir bedbahtlık/ içindesiniz. (Mülk/9)
Bir dalâl (yani, bedbahtlık} ve çılgınlık içinde... (Kamer/24)
Muhakkak ki mücrimler bir dalâl (yani, bedbahtlık ve meşakkat} ve çılgınlık içindedirler. (Kamer/47)
Hayır, âhirete îmân etmeyenler azâb ve uzak bir dalâl (yani, sürüp giden bir bedbahtlık} içindedirler. (Sebe'/8)
5. Dalâl, ibtâl manasında kullanılmıştır; şu âyetlerde olduğu gibi:
Küfreden ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar var ya, (Allah) onların amellerini dall eder (yani, Allah onların amellerini ibtal eder}. (Muhammed/1)
Allah yolunda katledilenler var ya, (Allah) onların amellerini dall etmez (yani, onların amellerini ihlal etmez}. (Muhammed/4)
Onlar ki, dünya hayatta sa'yları dall olmuştur (yani, bu hayattaki amelleri ibtal olmuştur}. (Kehf/104)
6. Dalâl ile, hata [yanlışlık, isabetsizlik] kasdedü-miştir; şu âyetlerde olduğu gibi:
Onlar başka değil, hayvanlar gibi, hattâ sebilce [yolca] daha dalâlettedirler {yani, tarîk/yol bakımından daha hatalıdırlar}. (Furkân/44)
Benzeri bir buyruk da A'râf sûresinde yer almaktadır.
İlerde, azabı gördükleri vakit, sebîlce/yolca kimin dalâlette fyani, tarîk / yol bakımından kimin hatalı} olduğun^'bileceklerdir. (Furkân/42)
Kim Allah'a ve O'nun Rasûlü'ne isyan ederse, apaçık bir dalâlet ile dalâlete {yani, tavîl [alabildiğine büyük] bir hata ile hataya} düşmüş olur. (Ahzâb/36)
Dalâlete (yani, vârislere mirası paylaştırma hususunda hataya} düşmeyesiniz diye Allah size bildiriyor. (Nisâ/176)
7. Dalâl ile, cehalet kasdedilmiştir; Musa'nın ağzından nakledilen şu sözde olduğu gibi:
{Mûsâ} dedi ki: "O vakit onu işledim ve ben dâllînden {yani, onu işledim ve ben o vakit câhillerden} idim." (Şu'arâ/20)
8. Dalâl, nisyân / unutmak manasında kullanılmıştır; şu âyette olduğu gibi:
O ikisinden biri dalâlete düşerse {yani, o iki kadından biri şehadet edeceği hususu unutursa}, diğeri hatırlatsın. (Bakara/282)
