el-Kelâm, beş şekilde tefsir edilir:
1. el-Kelâm; Allah'ın, kullarıyla vahy dışındaki konuşması! söz söylemesi manasında kullanılır; şu âyette olduğu gibi:
Ve Allah'ın Musa ya kelâm etmesi/söz söylemesi (yani, vahy dışındaki konuşması) gibi. " (Nisâ/164)
Halbuki onlardan (yani, İsrâîloğulları'ndanj bir fırka lyani, Mftsaran seçtiği yetmiş kişi! vardı ki, Allah'ın kelâmını işitirler, sonra, onu anlamalarının ardından bile bile onu tahrif ederlerdi, (Bakara/75)
2. Kelâmullâh [Allah'ın kelâmı], vahy: Kur'ân manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:
Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse, ona eman ver; ki kelâmullâhı/Allah'ın kelâmını lyani, ey Muhammed, Allah'ın sana vahyettiği Kur'ân'ıj dinlesin. (Tevbe/6)
Kelâmullâhı/Allah'm kelâmım (yani, Allah'ın, Nebisi'ne söylediği, De ki: "Asla peşimizden gelmeyeceksiniz" sözünü} tebdil etmeyi irade ederler. (Feth/15)
3. Kelimâtullâh [Allah'ın kelimeleri] ibaresi, Allah'ın ilmi ve acâiblikleri / hayret verici işleri manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:
De ki: "Rabbimin kelimeleri {yani, Rabbimin ilmi ve hayret verici işleri} için denizler mürekkep olsaydı, Rabbimin kelimeleri {yani, ilmi ve hayret verici işleri} tükenmeden önce denizler tükenirdi." (Kehf/109)
Eğer yerdeki ağaçlar hep kalem, denizler de mürek-keb olsa, ardından yedi deniz daha ilave edilse, yine de Allah'ın kelimeleri {yani, ilmi ve hayret verici işleri} tükenmezdi. (Lokmân/27)
4. Kelâm ile, ölüm esnasında yaratılmışların söyledikleri, fakat Âdemoğulları'nın duymadıkları sözler kasdedümiştir: Mü'minûn süresindeki şu âyetlerde olduğu gibi:
Onların her birine ölüm geldiğinde, "Rabbim beni döndür!" der. Ölüm gelip çatınca kâfir, iyiliklerinin az, kötülüklerinin çok olduğunu görür ve dünyadan çıkmadan önce ölüm meleğine bakar; geri döndürülmeyi ve yalanladığı şeyleri tasdik etmeyi temenni eder:
Nihayet
onların
{yani,
kâfirlerini
birine
ölüm
geldiğinde,
"Rabbim!
Beni
döndür
de bıraktiğımda/terketti-ğimde sâlih amel işleyeyim" der. (Mü'minün/99-100)
Sonra Yüce Allah yeni bir hitabla, onun dediğini reddetmek üzere buyurmaktadır ki:
Hayır, hayır! Doğrusu o, onun söylemiş olduğu bir sözden ibarettir. (Mü'minûn/100)
Ancak onun bu sözlerini Âdemoğullari duymaz. Tıpkı, boğulacağı vakit, Ölüm meleğinin indiğini gördüğünde Fir'avn'm, Ben îmân ettim. Hakikaten Isrâîloğulları'nın îmân ettikleri dışında ilah yok ve ben teslim olanlardanım (Yûnus/90) demesinde olduğu gibi. Ölüm meleğinin geldiği boğulma esnasındaki imanının ona bir faydası olmadı. Şayet boğulmaya başlamadan önce îmân etmiş olsaydı, îmânının kendisine faydası olacaktı. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Ehl-i Kitap'tan hiç kimse yoktur ki, ölümünden {yani, onlardan hiç biri ölmeden) evvel o'na {yani, isa'ya} îmân etmeyecek olsun. (Nisâ/159)
Ehl-i Kitap'tan hiç kimse, isa'ya îmân etmedikçe ölmez; fakat ölüm meleğini gördükten ve ölüm onlara geldikten sonra bu îmânlarının bir faydası olmaz. Çünkü dünyadakilerin telaffuz ettikleri gibi îmânı telaffuz etmeye güçleri yetmez. İşte şu buyruk bunu anlatmaktadır:
Yoksa, kötülükleri yapıp yapıp (yani, şirk koşup} da nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında (yani, birisi Ölüm haline düşüp iyiliklerini ve kötülüklerini görmeye başladığında}, "Ben {yaratılmışların onun sözünü işitemeyecekleri bir zamanda}- şimdi tevbe ettim" diyenlere ve kâfir olarak ölenlere tevbe yoktur {yani ölüm sırasında tevbe etmeyecek hiçbir kâfir yoktur, fakat bu tevbenin ona bir faydası olmaz. Kâfir olarak ölenlerin de günahı bağışlanmaz}. İşte onlar için acıklı bir azâb hazırladık. (Nisâ/18)
5. Kelâm lafzı ile, dünyada azabı gördükleri sırada kâfirlerin imân ettiklerine dair söyledikleri sözler ve agçmişte azaba uğratılmış ümmetlerin sözleri kasdedil-nıiştir; şu âyette olduğu gibi:
Be'simizi {yani, dünyada azabımızı} gördüklerinde, "Allah'a îmân ettik; O'nun birliğine" dediler. (Mü'min/84)
Allah ise (onların bu îmânları ile ilgili olarak) şöyle buyurmaktadır:
Ama (başlarına azabın inmesi esnasındaki} îmânlarının onlara bir faydası olmadı; (tıpkı, boğulurken îmân etmesinin Fir'avn'a bir faydasının olmadığı gibi}. (Mü'min/85)
Be'simizi hissettiklerinde hemen oradan kaçışıyorlardı. (Enbiyâ/12)
Onlar, "Veyl bize! Biz gerçekten zâlimlerdik" dediler. (Enbiyâ/14)
Böylelikle kendilerine zulmettiklerini ve rasûllerin getirdiklerine îmân ettiklerim ikrar ettiler, dünyaya geri döndürülmeyi ve güzel amel işlemek için kendilerine süre tanınmasını istediler.
Elim azabı görünceye kadar ona îmân etmezler. Onlara ansızın gelecek ve onlar şuurunda olmayacaklar. "Acaba bize mühlet verilir mi?" diyecekler. (Şu'arâ/201-203)
Vuku bulduğu zaman mı ona îmân edeceksiniz? Şimdi mi {iman ediyorsunuz}? Hani siz onun çabucak gelmesini isteyip duruyordunuz ya! (Yûnus/51)
