Kur'an-ı Kerim · Temmuz 6, 2026

Hel (Kur'an Terimleri Sözlüğü)

Hel, dört manada kullanılmıştır: 1. Hel, (olumsuzluk edatı olan) mâ anlamında kullanılmıştır; şu âyetlerde olduğu gibi: Onlar, kendilerine meleklerin gelmesinden başkasını mı [hel] bekliyorlar {yani, başkasını …

Hel, dört manada kullanılmıştır:

1. Hel, (olumsuzluk edatı olan) mâ anlamında kullanılmıştır; şu âyetlerde olduğu gibi:

Onlar, kendilerine meleklerin gelmesinden başkasını mı [hel] bekliyorlar {yani, başkasını beklemiyorlar}. (En'âm/158)

Bunun bir benzeri de Nahl sûresindedir (33. âyet).

Onlar, buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerin kendilerine gelivermesinden başkasını mı [kel] bekliyorlar {yani, başkasını beklemiyorlar}. (Bakara/210)

Onlar, farkında değillerken Saat'in ansızın kendilerine gelmesinden başkasını mı [kel] bekliyorlar {yani, başkasını beklemiyorlar}. (Zuhruf/66)

Artık onlar Saat'in kendilerine ansızın gelmesinden başkasını mı [Kel] bekliyorlar {yani, başkasını beklemiyorlar}. (Muhammed/18)

Rasûller üzerine apaçık tebliğden başkası mı [hel] düşer" (yani, rasûller üzerinde apaçık tebliğden başkası düşmezi. (Nahl/35)

2. Hel [mi-mı.....dır-dir, tır-tir, dı-di, tı-ti anlamında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:

İnsan üzerinden geçti mi {yani, geçti i geçmiştir)... (İnsan/1)

Sana ğâşiyenin hadisi geldi mi {yani, geldi i gelmiştir}. (Ğâşiye/1)

Sana Musa'nın hadîsi geldi mi {yani, geldi Igelmiştir}. (Tâ-Hâ/9)

Sana İbrahim'in konuklarının hadîsi geldi mi {yani,

geldi / gelmiştir). (Zâriyât/24)

3. Hel [mi, mı], olumsuz soru edatı anlamında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:

Seni delâlet edeyim {yani, delâlet etmeyeyim} mi, huld ağacına? (Tâ-Hâ/120)

Size "....." diye haber veren bir adama delâlet edelim

{yani, delâlet etmeyelim} mi? (Sebe.77)

Amelleri açısından en çok ziyana uğrayanları size haber vereyim {yani, haber vermeyeyim} mi? (Kehf/103)

Size şeytanların kimin üzerine indiğini haber vereyim {yani, haber vermeyeyim} mi? (Şu'arâ/221)

4. Hel, istifhamdı inkârı /inkâr tarzında soru olarak kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:

Size rızık olarak verdiklerimizde, sağ ellerinizin sa-hib oldukları kölelerinizden ortaklarınız olmasını... kabul eder misiniz {yani, etmezsiniz}. (Rûm/28)

O Allah ki sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Sizin şeriklerinizden bunlardann birini olsun yapabilecek var mıdır?! {yani, yoktur}. (Rûm/40)

Ortak koştuklarınızdan ilkin yaratıp sonra onu iade edecek kimse var mıdır {yani, yoktur}. (Yûnus/34)

Ortak koştuklarınızdan hakkı gösterecek bir kimse var mıdır {yani, yoktur}. De ki: "Hakkı gösterecek Allah'tır. Acaba hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa...?!" (Yûnus/35)

Acaba şimdi bizim için şefaat edecek şefaatçiler bulunur mu {yani, bulunmaz}. (A'râf/53)

Keza, Şûra ile Mü'min sûresinde de böyledir.