Kur'an-ı Kerim · Temmuz 6, 2026

İllâ (Kur'an Terimleri Sözlüğü)

İllâ, dört şekilde tefsir edilir: 7/Zd'nm bir türü istisnadır; diğer bir türü ise istisnaya benzemekle birlikte yeni bir söz başlangıcıdır, 1. İllâ, istisna manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi: O gün dostlar …

İllâ, dört şekilde tefsir edilir:

7/Zd'nm bir türü istisnadır; diğer bir türü ise istisnaya benzemekle birlikte yeni bir söz başlangıcıdır,

1. İllâ, istisna manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:

O gün dostlar birbirlerine düşman olacaktır. (Zuh-ruf/67) ;

Sonra dostlar'dan istisna yapılarak buyuruluyor ki:

Muttakiler istisnâ/müstesnâ {yani, muttakiler birbirlerine düşman olmayacaklar}. (Zuhruf767)

Onlar ki, Allah ile birlikte diğer bir ilaha çağırmazlar; Allah'ın haram kıldığı nefsi —hakk ile olması dışında— öldürmezler ve zİnâ etmezler. Kim bunları işlerse ceza ile karşılaşır. (Furkân/68)

Daha sonra istisnada bulunularak şöyle buyurul-maktadır:

Tevbe eden, îmân eden ve sâlih amel işleyenler istisnâ/müstesnâ {böyle bir kimse, ne günah [ceza] ile karşılaşır, ne de ateşte kalır}. (Furkân/70)

Benzeri âyetler çoktur.

2. illâ, istisnaya, benzemekle birlikte istisna olmayıp yeni bir kelam / ifade başlangıcına işaret eder; şu âyetlerde olduğu gibi:

De ki {ey Nebij: "Ben kendim için ne bir faydaya mâlikim, ne de bir zarara" {bunu asla yapamam!. (A'râfi'l88)

Burada ifade tamam olmakta, sonra yeni bir cümleye başlanarak buyuruhnaktadır ki:

"Allah'ın dilediği müstesna" {muhakkak o [Allah'ın dilediği], gelip beni bulur}. (A'râf/188)

De ki: "Ben kendim için ne bir zarara mâlikim, ne de bir faydaya" {Bunu asla yapamam}. (Yûnus/49)

İfade burada tamamlanmakta olup sonra yeni bir cümleye başlanarak buyurulmaktadır ki:

"Allah'ın dilediği müstesna {işte o [Allah'ın dilediği], muhakkak gelip beni bulur}. Her ümmetin {azaba dair} bir eceli vardır." (Yûnus/49)

{İbrahim dedi ki}: "Ben, O'na şirk koştuklarınızdan korkmam." (En'âm/80)

Daha sonra yeni bir cümleye başlanarak buyuruluyor ki:

"Rabbimin dilediği müstesna" {Rabbimin dilediği gelip beni bulur}, (En'âm/80)

Ona {yani, millet-i şirke} dönmemiz bizim için olacak şey değildir. (A'râf/89)

Sonra yeni bir cümleye başlanarak buyuruluyor ki:

Rabbimiz Allah'ın dilemesi müstesna {o takdirde bizi ona dâhil eder / döndürür}. (A'râf/89)

Onlar orada {asla} ölümü tatmazlar. (Duhân/56) Sonra yeni bir cümleye başlanarak buyuruîuyor ki: {Dünyada tattıkları} ilk ölüm müstesna. (Duhân/56) Onun yanında hiçbir kimsenin karşihğı ödenmesi gereken bir nimeti yoktur (yani, Ebû Bekr'in yanında/üzerinde, Bilal'e karşılığını vermesi gereken Bilal'in bir nimeti yok ki, Ebû Bekr onu, o nimete karşılık olarak azad etmiş olsun. (Aksine Ebû Bekr, Bilal'i, Allah'ın rızasını kazanmak için azad etmiştir)!. (Leyl/19)

Daha sonra yeni bir cümleye başlanarak Duyurulmaktadır ki:

Ancak [illâ] Yüce Rabbinin vechini/nzasım aramak için. (Leyl/2,0) Sen sadece hatırlatıcısm. Üzerlerine musallat kılınmış bir zorba değilsin. (Gâşiye/21-22)

İfade burada tamamlanmakta olup sonra yeni bir cümleye başlanarak buyurulmaktadır ki:

Ancak [İllâ] kim yüz çevirip küfr ederse, Allah onu en büyük azâb ile azâblandırır. (Ğâşiye/23-24)

Andolsun biz insanı ahsen-i takvimde halkettik. Sonra onu aşağıların aşağısına döndürdük. (Tîn/4-5)

İfade burada tamamlandıktan sonra yeni bir cümleye başlanarak buyurulmaktadır ki:

îmân edip sâlih ameller işleyenler müstesna [illâ]; onlar için sonu gelmeyen bir ecir vardır. (Tîn/6)

O gaybı {yani, azabın ne zaman geleceğine dair gay-bıj bilendir. Fakat gaybını (yani, azabın vaktini} hiçbir kimseye izhar etmez. (Cinn/26)

Sonra yeni bir cümleye başlanarak buyurulmaktadır ki:

Razı olduğu bir rasûl müstesna [illâ]. Elbette ki onun [rasûlün] önünden ve ardından gözetleyiciler dizer. (Cinn/27)

Sizi yanımıza yaklaştıracak olan mallarınız ve evlatlarınız değildir. (Sebe'/37)

Sonra yeni bir cümleye başlanarak buyurulmakta-dır ki:

îmân edip sâlih ameller işleyenler müstesna [illâ], (işte bu, onları Allah'a yakınlaştırırj. İşte onların amellerine karşılık mükâfaatları kat kat olacaktır. (Sebe'/37)

3. illâ, herhangi bir şeye dair haber vermek anlamında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:

Hiçbir şey yoktur ki, (Hicr/21) Sonra, ona dair şu haber verilmektedir:

Hazineleri yanımızda olmasın; [illâ].

Biz onları indirmeyiz ki, (Hicr/21) Sonra, ona dair şu haber verilmektedir:

Belli bir ölçüyle olmasın [illâ]. (Hicr/21)

Siz (başka) değilsiniz, (İbrâhîm/10)

Sonra, onların durumuna dair haber vererek buyurmaktadır ki:

Ancak [illâ] bizim gibi bir beşersiniz. (Ibrâhîm/10)

Rasûlleri onlara dedi ki: "Biz (başka) değiliz," (İbrâ-hîm/11)

Sonra, durumlarını haber vererek dediler ki:

"Ancak [illâ] sizin gibi bir beşeriz." (İbrâhîm/11)

Siz (başka) değilsiniz, (Yâ-Sîn/47) Sonra haber vererek buyurmaktadır ki:

Ancak [illâ] apaçık bir dalâlet içindesiniz. (Yâ-Sîn/47) Benzeri buyruklar çoktur.

4. İllâ, gayr / başka manasında kullanılır; şu âyetlerde olduğu gibi:

Eğer o ikisinde Allah'ın gayrı/Allah'tan başka [illâ] ilahlar olsaydı, ikisi de fesada uğrardı. Arşm rabbi Allah onların nitelemelerinden münezzehtir. (Enbiyâ/22)

Eğer hak nevalarına uysaydı, gökler, yer ve içlerin-dekiler fesada uğrardı. (Mü'minûn/71)

Lâ ilahe illallah sözü de, bihi ğayrullâh [Allah'tan başka/Allah dışında ilah yoktur] demektir. Aynı şekilde Kur'ân'da geçen bütün lâ ilahe illallah ibareleri, lâ ilahe gayrullah [Allah'tan başka/Allah dışında ilah yoktur] anlamındadır.