Temmuz 6, 2026

Al-Qaari'a Suresi

101. Al-Qaari'a — The Calamity11 âyet · Meccan · Diyanet Meali🎧 Sûreyi dinle — Mishary Râşid el-Afâsî‹Tüm sûreler›📖 Diyanet Tefsiri — Al-Qaari'a Sûresi Diyanet Tefsiri Kâria Suresi Tefsiri 11 âyet Mushaf sırası: 101 …

101. Al-Qaari'a — The Calamity

11 âyet · Meccan · Diyanet Meali
🎧 Sûreyi dinle — Mishary Râşid el-Afâsî
📖 Diyanet Tefsiri — Al-Qaari'a Sûresi
Diyanet Tefsiri

Kâria Suresi Tefsiri

11 âyet
Mushaf sırası: 101
Nüzul sırası: 30

Kur’an fihristine dön

Hakkında

Mekke döneminde inmiştir. 11 âyettir. “Kâri’a”, vuran, çarpan, kapıyı çalan,yürekleri hoplatan şey demektir. Burada, kıyamet gününü ifade etmektedir.

Nüzul

Mushaftaki sıralamada yüz birinci, iniş sırasına göre otuzuncu sûredir. Kureyş sûresinden sonra, Kıyâmet sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Konusu

Sûrede bazı kıyamet tasvirlerine yer verilmekte, âhiret sorumluluğu bilinci aşılayan uyarılarda bulunulmaktadır.

Kâria Suresi 1-3. Ayet

اَلْقَارِعَةُۙ
﴿١﴾
﴾1﴿
O dehşetli ses!

“Korkunç ses” diye çevirdiğimiz kāria kelimesi sözlükte “şiddetle vurmak, çarpmak” anlamına gelen kar‘ kökünden türemiş bir isim olup kıyameti ifade eder. Arapça’da büyük felâket ve belâya da kāria denir (bk. Ra‘d 13/31). Kıyamet dehşet verici halleriyle kalplere korku saldığı ve o günde suçlular cezaya çarptırıldığı için kıyamete kāria denmiştir. Bu âyetler, gerek üslûp gerekse anlam bakımından kıyamet olayının büyüklüğünü ve şiddetini ifade ettiği gibi kıyametin ne zaman meydana geleceğinin bilinemeyeceğini de göstermektedir.

Kâria Suresi 4. Ayet

يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِۙ
﴿٤﴾
﴾4﴿
O gün insanlar sağa sola dağılmış kelebekler gibi olur.

Kıyamet gününde insanların kabirlerinden kalkarak mahşer yerine gidişleri tasvir edilmektedir. İnsanlar o anda korku ve dehşet içerisinde dağınık bir halde bulunacaklarından yüce Allah onları sağa sola dağılmış kelebeklere benzetmiştir. Kabirlerinden kalkan insanlar büyük kalabalıklar oluşturacakları için de başka bir âyet-i kerîmede (Kamer 54/7) dağılıp savrulmuş çekirgelere benzetilmektedirler. O gün insanlar birbirlerini çiğnercesine hareket edip mahşerde toplanacaklardır (krş. Kehf 18/99).

Kâria Suresi 5. Ayet

وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِۜ
﴿٥﴾
﴾5﴿
Dağlar da atılmış renkli yüne dönüşür.

Kıyamet gününde dağların yok olma safhalarından biri dile getirilmektedir. Başka âyetlerde anlatıldığına göre o gün dağlar parça parça olacak (Fecr 89/21), akıp giden kum yığını haline gelecek (Müzzemmil 73/14), atılmış renkli yüne dönüşecektir. Sonra da serap olacaktır (bk. Nebe’ 78/20). Bütün bu tasvirler, kıyamet gününde yerkürede meydana gelecek olan sarsıntının ne derece şiddetli olacağını gösterir.

Kâria Suresi 6-11. Ayet

فَاَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازٖينُهُۙ
﴿٦﴾
﴾6﴿
Kimin tartılan amelleri ağır gelirse,

Tartılan ameller” diye çevirdiğimiz mevâzîn kelimesi ya “tartılan şey” anlamına gelen ve amelleri ifade eden mevzûn kelimesinin veya “terazi” anlamına gelen mîzanın çoğuludur. Meâlde birinci anlam tercih edilmiştir. İkinci anlama göre de kelime kinaye olarak yine tartılan amelleri ifade eder. Zira terazilerin ağır gelmesi, “onlarda tartılan eşyanın ağır gelmesi” demektir. “Tartılan amellerin ağır gelmesi” hayır ve iyiliklerin fazla olmasını anlatmakta ve Allah’ın rızâsının bu sayede kazanılacağını göstermektedir. 6-7. âyetler iyilikleri kötülüklerinden çok olan kimselerin nimetlerle donatılmış cennetlerde ebedî olarak mutlu ve müreffeh bir hayat süreceklerini ifade eder. Amellerin hafif olması ise kulun dünyada yaptığı iyiliklerin azlığı veya bulunmaması demektir. Bu âyet, dolaylı olarak “günahları ağır basarsa” anlamını da içermektedir. Bu ve benzeri ifadeler, konuyu insanların kavramasını sağlamaya yönelik temsilî anlatımlar olup, temel amaç, insanların adaletli bir şekilde yargılanıp hesap vereceklerini bilerek inanç ve amel hayatlarını sorumluluk bilinciyle oluşturmalarını sağlamaktır. Âyetlerde bildirilenler dışında âhiret olayları gayb âleminden olduğu için amellerin nasıl tartılacağı veya ölçüleceği hakkında söz söylemek yahut fikir yürütmek ise mümkün değildir.

9. âyette “kucaklayacak olan” diye çevirdiğimiz ümm kelimesi sözlükte “anne” anlamına gelir. Burada mecaz olarak “barınak” mânasında kullanılmıştır. Âyette, annenin çocuğuna kucak açıp onu bağrına basmaya can attığı gibi cehennemin de suçlulara kucak açarak onları içine almak için iştiyakla beklediğini ifade eden kinayeli bir anlatım söz konusudur (bu ve başka yorumlar için bk. İbn Âşûr, XXX, 514-515). 8-9. âyetler, böyle iyi işleri az, kötülükleri çok olan kimselerin gidecekleri yerin cehennem olduğunu göstermektedir. Tefsirlerde buradaki hâviye kelimesinin cehennemin isimlerinden biri olduğu belirtilmiştir.

1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْقَارِعَةُ
Gürültü koparacak olan
2
مَا ٱلْقَارِعَةُ
Nedir o gürültü koparacak olan?
3
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْقَارِعَةُ
O gürültü koparacak olanın ne olduğunu sen bilir misin?
4
يَوْمَ يَكُونُ ٱلنَّاسُ كَٱلْفَرَاشِ ٱلْمَبْثُوثِ
O gün insanlar, ateş etrafında çırpınıp dökülen pervaneye dönecekler.
5
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٱلْمَنفُوشِ
Dağlar, atılmış renkli yüne benzeyecekler.
6
فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ
Ama tartıları ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır.
7
فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ
Ama tartıları ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır.
8
وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ
Tartıları hafif gelenler ise,
9
فَأُمُّهُۥ هَاوِيَةٌۭ
Onların yeri bir çukurdur.
10
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا هِيَهْ
O çukurun ne olduğunu sen bilir misin?
11
نَارٌ حَامِيَةٌۢ
O, kızgın bir ateştir.