Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

abes (Tasavvuf Sözlüğü)

Abes, sohbet ve dostluklarda kendini beğenme konusunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ifrat/" ifrât /a göstermektir. (Mizân, 78 âbid/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubbad/" ubbâd /a Abid, O'na (Hakk'a) hâl ile, ârif ise hâl …

Abes, sohbet ve dostluklarda kendini beğenme konusunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ifrat/" ifrât /a göstermektir. (Mizân, 78

âbid/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubbad/" ubbâd /a Abid, O'na (Hakk'a) hâl ile, ârif ise hâl içinde ibâdet eder

Zâhid, her an O'nu düşünen, O'nun yanında bâki kalan ve nazarı O'ndan başka hiçbir şeye dönmeyen kimsedir. Âbid, Allah'ın kendisine ibâdetlerdeki iyiliğini gören kimsedir. O iyilik ve nimetler, kendi ibâdetinin içinde boğulup gideceği kadar fazladır

Namaz, oruç ve benzeri ibâdetlere devam eden kimseye dbid denir. (İşârât, IV, 58

Ricâlullah üçe ayrılır, dördüncüsü yoktur. Bunlardan bir kısmı, zühdün, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tebettul/" tebettülün /a Jevlenmeyip kendini Allah'a adamanın) ve tüm övülen fiillerin kendilerine hâkim olduğu insanlardır. Aynı zamanda bunlar Şâri'nin kötülediği her türlü kınanan sıfatlardan kendilerini temizlemişlerdir. Şu kadar var ki, düşündükleri bu amellerin üstünde başka bir şey görmezler. Hâl ve makamlarına, vehbi ilimlerine

âbid sır ve keşflerine dâir bir bilgileri yoktur. Kendilerinin dışında bulunan hiçbir şeyle ilgilenmezler. Bunlara ubbâd denir. Biri onlara gelip duâ istediğinde bazen soranı azarlayıp kovarlar veya ona Ben neyim ki, sana duâ edeyim! derler. Onların buradaki makamı, içlerine riyâ ve kendini beğenme duygusu girmemesi için nefsin gailelerinden sakınmaktır. Onlardan herhangi biri çok Kur'ân tilâvet etse ve Muhâsibi'nin Ri'âye'si gibi eserleri okusa bile durumları böyledir. (Fütühât, III, 36

Avâmın nezdinde ubbâd, debdebe (lüks bir hayat) içinde yaşamayı terketmekle ve insanlardan uzaklaşmakla tanınan kimselerdir. Onlar için mükâfât vardır. (Fütühât, III, 37

Âbid, ibâdet yolunda tüm meşguliyetleri bırakan kimsedir... Vazifeleri muhteliftir. Seleften müteabbid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimselerin /a hâlleri çeşit çeşittir. Onlar içinde günde bir, iki, hatta üç hatim yapacak kadar çokça Kur'an okuyanlar, çok tesbih çekenler, çok namaz kılanlar ve çokça Beytullah'ı tavaf edenler vardır. (Kudâme, 57

Ârifin üç mertebesi vardır: Birincisi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masivadan/" mâsivâdan /a dönmek ve perdeleri ortadan kaldırmaktır. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a olana zâhid denir. Hakk'ı halktan saklı tutan üç çeşit perde vardır: Küfür perdesi imânı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a perdesi âhireti perdeler. (bu ikinci durumda kişi) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a olsa bile âhireti dünyâsıyla örtülüdür. Dünyâ işinde çalışkan, âhiret işinde mütevekkil olur. (Üçüncüsü ise) ehl-i cennetin avamının perdesidir. Onlar nimet vereni unutup O'nun nimetleriyle meşgul olurlar. O gün cennetlikler gerçekten nimetler içinde safâ sürerler. Yâsin, 36/55) Cennet ehlinin havassı ise bu perdeyi yırtarlar. Cennet onları göz açıp kapayıncaya kadar bile Allah'tan alıkoyamaz

İkincisi riyâzet yolunda Allah'a gitmektir. Bu hâlde olana âbid denir

Sonuncusu ise Allah'a vâsıl olmaktır. Bu hâlde olana ârif-i billâh denir. Bundan dolayı Hz. Şeyh şöyle demiştir: İrfan, tefrik, nakz, terk ve redd ile başlar; Hakk'ın Zât'a ait sıdk ile a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-yid/" te'yid /a edilmiş tüm sıfatlarında derinleşir, onlara gark olur, Vâcib'de sona erer ve forada) durur, (suküna erer). (Ravza, 435

Ubbâdın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyeti /a (başlangıcı) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/evrad/" evrâd /a (zikir), nihâyeti (sonu) ise enfâstır (nefestir). Âbidin sekiz işi tahsil etmesi gerekir. Bunların üçü itikadla ilgilidir: Allah ile alâkalı vâcib, câiz ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâl /a olan şeyleri bilmek gibi. Beşi ahkâmla ilgilidir. Vâcib, mendüb, haram, mekrüh ve mübâhı bilmek gibi. Harekât ve sekenâta devam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a müddetçe İslam makamındadır. Sevâb ve cezâyı gerektiren şeyleri tasdik ettiğinde imân makamındadır. Buradan Rabb'in mârifetine intikal ettiğinde ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a makamında olur. (Ravza, 616

Ubbâd, bilhassa ehl-i ferâiz (farzları yerine getiren) kimselerdir. Allah onları överek şöyle demiştir: Onlar daima bize ibâdet eden kimselerdi. Onlar farzlardan başka hiçbir şey edâ etmezler. Aralarında dağlarda, mağaralarda, deniz kıyılarında, vâdilerde yaşayanlar bulunur. Bunlar seyyâhı olarak isimlen58 acele

dirilmiştir. Bunlar içinde evi mescidle bitişik olanlar, nefsiyle meşgul olanlar, sebeblere tutunanlar, sebebleri terkedenler —ki bunlar zâhir ve bâtınları sâlih olanlardır- vardır. Kin, hased, hırs, açgözlülük ve doymazlıktan korunmuşlardır. Tüm bu kötü vasıflardan övülen sıfatlara dönüp değişmişlerdir

Bunların nezdinde ilâhi bilgiler, sırlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melekut/" melekütun /a keşfi ve Allah'ın okunan âyetleri konusunda bir anlayış bulunmamaktadır. Şu kadar var ki, onların sevâblarına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olunur. Kıyâmet ve hâlleri, cennet ve cehennem, mihrablardaki gözyaşları için iki meşhüd olacaktır. Korkuyla ve üntüd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a , Rabb'lerine yalvarmak üzere bedenleri yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. Câhiller onlara laf attığında 'selâm' der geçerler Boş sözlerle karşılaştıklarında vakarla geçip giderler. (Furkân, 25/72

Rabb'lerine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyam/" kıyâmla /a secde ederek gecelerler. Meâd korkusu onları uykularından uyandırır. Kurtuluş yemeği ile öne geçmek için karınlarına oruç bağlarlar. İnfâk ettiklerinde isrâf etmezler, cimriliğe de düşmezler, ikisi arasında mütedil (dengede) olurlar. Çok amel ettikleri için günâhkârlardan olmazlar. Çok amel eden hangi kul Hakk'a tâzimle muâmele etmez ki! (Nebhâni, I, 46

Âlim, ihlaslı olmak ve ilmini dünyâ için kullanmamak şartıyla hem öğrenme, hem öğretme bakımından Resulullah'ın sözlerinin vârisidir. Aksi takdirde Işartlara uymazsa) verâset hakkını tamamen kaybeder

Âbid, iki ayağı şişinceye kadar Resulullah'ın fiillerine vâris olur. Ârif ise hepsine vâristir... (Rihle, 231