Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

adem (Tasavvuf Sözlüğü)

karanlıktır. Muzlim, karanlık olarak adlandırılır, çünkü o, görmenin zuhüruna imkân vermez. Kendi için mevcüd olmakla birlikte gören için mevcüd değildir. Başkası için mevcüd olmayan, kendisi için mevcüd olan bir şey, …

karanlıktır. Muzlim, karanlık olarak adlandırılır, çünkü o, görmenin zuhüruna imkân vermez. Kendi için mevcüd olmakla birlikte gören için mevcüd değildir. Başkası için mevcüd olmayan, kendisi için mevcüd olan bir şey, nihai ka778 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nur-zulmet/" nür-zulmet /a

ranlık olmayı nasıl haketmez! Bunun karşısında vücüd vardır ki, o da nürdur. Kendi zâtında zâhir olmayan şey, başkası için de zâhir olamaz. (Mişkât, 57

Nür, birçok bilgi kapılarının anahtarıdır. Her kim bir şeyin hakikatini keşf ve mânâsının sırf delillere bağlı olduğunu zannederse, şübhesiz o, Allah'ın geniş rahmetini daraltmış olur. Âyette Allah kimin hidâyetini murâd ederse, kalbini İslam'a şerh eder façar) buyrulmaktadır

Bu âyette geçen şerh kelimesinden murâdın ne olduğu Hz. Peygamber'e sorulduğunda O, Allah'ın kalbe ilka a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a bir nürdur Hâkim, IV, 346; Beyhaki, VII, 352) buyurmuştur. Bunun alâmeti nedir? diye sorulunca da Aldanış yurdu denilen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a yurdundan uzaklaşmak ve ebedi yurt olan âhirete yönelmektir cevâbını vermişlerdir

Hz. Peygamber diğer bir hadislerinde Allah, mahlükatı karanlık içinde yarattı, sonra onların üzerine kendi nürundan serpti buyurmuşlardır (Nevâdir, IV, 113, 198; Allah, mahlükatını karanlık içinde yaratmış, sonra onlara kendi nürundan ilka etmiştir. Bu nürdan kendisine isâbet eden kimse a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyete /a erer; isâbet etmeyen ise sapıtır şeklinde, Müsned, II, 176

İşte yukarıda bahsedilen nür, bu nürdur. Hakikatlerin keşfini bu nürdan beklemek gerekir. Bu nür, zaman zaman Allah'ın fazlından taşar, fışkırır. Bu gözetlenmelidir. (Munkız, 86

Zulmet (karanlık), süfli âlemin etrafındaki yokluğun bir benzeridir. (Cebrâ'il, 141

Ya Kayyüm! Bizi murunla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-yid/" te'yid /a et (destekle)! Bizi nür üzere sâbit kıl! Nüra doğru götür! Taleblerimizin son maksadını senin rızâna yönelt! Son arzumuz, imân ve amel ile sana kavuşmak olsun! (Heyâkil, 45

Mukaddes akli cevherler: Bunlar, hep faal olmakta iseler de, birinci mukaddes cevherin semâhatının vâsıtalarıdırlar. Asıl bu işleri yapan ve cümlesini evirip çeviren ve durduran odur. Kuvvetli bir nür, zayıf bir nürun etrafı aydınlatmasına imkân bırakmayacağı gibi, kahir bir kuvvet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a ve varlığı vâcib ilk mukaddes cevher de, vâsıtaların müstakil olarak kâinâtı parlatmalarına imkân tanımaz. Feyizlerinin bolluğu ve kemâlinin kuvveti bitmez, tükenmezliğin ve sonsuzluğun ilerisindedir. Her işte hâkim olan onun faaliyetidir. (Heyâkil, 63

İşrâk (aydınlanma), O'nun katından akıp gelen bir nürdur. Onunla nefslerimizde bir parıltı, bir işrak hissederiz, nürlar müşâhede ederiz, amacımıza ulaşırız. Sen heyetleri kerim, süretleri daim (sürekli), cirimleri sâbit, zıtlıklar âleminden uzak oldukları için bozuluştan emin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimseleri /a ne sanıyorsun? Onlar için bir engel yoktur. Dolayısıyla Allah'ın yüce nürlarının parıltıları ve ilâhi latifelerinin yardımları onlardan kesilmez. Eğer onların istedikleri gelip geçici olsaydı, hareketleri de geçici olurdu

nür-zulmet Her bir feleğin yüce âlemde, birbirlerinden ayrı sevgilileri vardır ki bu üstün nürdur. O onun nedenidir ve nüruyla onun yardıırncısıdır. Kendisiyle Evvel (olan Allah) Teâlâ'nın arasında bir vâsıtadır (aracıdır). Celâli O'nun katından müşâhede edilir, nüruna ve bereketine erişilir. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a her bir işrâktan bir hareket doğar. Her bir hareketle de yeni bir işraka hazırlanılır. İşte bu şekilde hareketin yenilenmesiyle işrak, işrakın yenilenmesiyle de hareketin yenilenmesi devam eder. Bunların bu şekilde zincirleme olarak devam etmesiyle de devamlı olarak süfli âlemdeki hâdis varlıkların ortaya çıkması tahakkuk eder. (Heyâkil, 70

Hurra-i bâsita, İşrâk şerhinde nakledilenlere göre, Pehlevice bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelime /a olabilir. Zend a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kitabi/" kitâbının /a sâhibinin Azerbaycan Zerdüştlerinden naklettiğine göre mânâsı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ermiş olan şey ve faziletli hakim, Allah Teâlâ'nın Zât'ından çıkan bir nürdur. O nürla insanlar birbirlerinin reisi olur, herkes onun yardımıyla bir iş veya sanat icra eder. Faziletli sultanlara mahsüs olan sıfata Kiyân-ı hurra denilmektedir. Zend sâhibinin zikrettiğine göre İmâdiyye kitâbelerinde şöyle yazılıdır: Muzaffer Sultan, Mübarek Keyhüsrev takdis ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyeti /a ikâme etti. Bu sebeble ona Rabbii'lKudüs'ün konuşma kabiliyeti verildi.. Bu mantık onun tarafından gaybı konuştu ve Allah'ın hikmetleriyle bezenmiş bir şekilde en ulvi âleme yükseldi... Allah'ın nürlarıyla yüz yüze geldi ve bunun sonucunda Kiyân-ı Hurra denilen mânâya ve insanların boyun eğdiği gönüllerdeki sevgilere erdi. Şeyhin sözü burada bitti

Keyhüsrev'e Kiyân-ı hurra" adını vermelerinin sebebi şudur: Onların dilinde hüra nür demektir. O dilde muzâfun ileyh muzâftan (tamlanan tamlayandan) önce geldiğinden hüra kelimesini dillerinde sultanlar mânâsına gelen kiyân kelimesine izâfe ettiler ftamladılar). Bâsita kelimesi, gönlün genişliğini ve nefsi ilim ve te'sir bakımından kapsadığı için, hüra (veya hurra) kelimesi bâsita kelimesi ile vasıflandırılmıştır. (Heyâkil, 96

Neyyirân (nürlandıran iki şey), güneş ve aydır. Güneş feyz veren ve faâl (etkin) olduğu için akıl gibidir. Ay ise feyz alan, münfail (edilgin) olduğu için nefs gibidir. (Heyâkil, 99

Nür, kalbe gelen her türlü ilâhi vâriddir

Zulmete (karanlığa), Zât varken başka hiçbir şey görülmediği için bu ad verilmiştir. (Istılâh, 538

Bir şey var üzerinde

söndüren ateşleri

Bunu söyleyen, şöyle demek ister gibidir: Ceylanının merası yaptığın mahal, benim nârımdır fateşimdir). Biz de ona deriz ki: Üzerinde böyle bir şey yoktur. Çünkü nür-zulmet

nür, fil itibâriyle ondan daha kuvvetlidir. Bu kaynaklar, nür mertebesinden ard arda gelen parlaklıktır. Şübhe yok ki, sevgilinin kemikleri arasındaki tabii ateş onu kuvvetlendirmez ve tüketmez. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a onu yakar ve kuvvetlendirir. İşin nihâyeti ise sönmektir. Dolayısıyla ondan bir iz kalmayacağını kasd ediyor. Hisler (duyular; âleminde güneşin ışığının, gözün görmesindeki ateşin ışığını nasıl yok ettiğini görmez misin! Biz ona ait bir nür olduğunu bilsek bile bu böyledir. Fakat daha zayıf olan gözlerimiz, daha kuvvetli olanın (güneşin) te'siri altına girer. Bu sebeble onu sanki sönmüş gibi görürüz. Evvel emirde üzerine bir parlaklık düşer. (Tercümân, 81

Envâr (nürlar) üç türlüdür: Hayat, akıl ve yakin nüru. Hayvâni nefsin ışık huzmelerini yansıtan hayat nürunun hastalıkları pas, perde ve kilittir. Hepsi Kur'ân'da zikredilmiştir. Bunların maddeleri beşeri vasıflardan kaynaklanır. Mezkür makamda kalbde hâsıl olan bu hastalıklar, sadece hayvâni yönden ibâret olan nefs-i emınâreden gelir

Akıl cevherinin ışık huzmelerinin yansıması yoluya kalbde hâsıl olan nürun