Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ahlâk (Tasavvuf Sözlüğü)

(Valâmet-i sü-i huluk; halk-i cemil; huluk-ı iffet; huluk-ı şecâat; nefs-i insâniyye; rusüm; zevü'l-efhâmi'l-levze'iyye; zevü'l-emziceti'l-kesife; zevü'n-nüfüsi'r-râziyye Huluk-i hasenin (güzel ahlâkın) alâmeti, Allah …

(Valâmet-i sü-i huluk; halk-i cemil; huluk-ı iffet; huluk-ı şecâat; nefs-i insâniyye; rusüm; zevü'l-efhâmi'l-levze'iyye; zevü'l-emziceti'l-kesife; zevü'n-nüfüsi'r-râziyye

Huluk-i hasenin (güzel ahlâkın) alâmeti, Allah için eziyete tahammül etmek, öfkeyi yenmek, ehl-i hakka hak konusunda çokça muvâfakat etmek ve hatadan ahlâk

sakınmaktır. Sü-i hulukun (kötü ahlâkın) alâmeti, (ilâhi emirlere ve kadere) muhâlefetin çokluğu ve tahammülün azlığıdır... (Âdâbı, 147

Ebü Bekr Vâsıti demiştir ki: fÂyette geçen) lmuluk-ı azim (büyük ahlâk), Allah'ı bilmenin şiddetinden dolayı düşmanlık yapmama ve kendisine düşmanlık yapılmamasıdır. (Kuşeyri 120

Alılâk, sende olan şeyi küçük görmen; O'ndan sana geleni büyük görmendir. Ahnef'e Ahlâkı kimden öğrendin?" diye sorulunca şöyle cevâb vermiştir: Kays Asım Minkari'den demiştir. Ona ait ne gibi ahlâki faziletler biliyorsun? denilince şunu anlatmıştır: Bir gün Kays evinde otururken hizmetçisi, üzerinde kızartılmış et bulunan şiş getirmişti. Hizmetçinin elindeki şiş, Kays'ın oğlunun başına düşmüş, çocuk olduğu yerde can vermiş, manzarayı gören cariye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşete /a düşmüştü. Bu durumnı karşısında Kays kölesine Hiç endişe etme, Allah'ın rızası için seni azad ettim demekten başka bir şey söylememiştir.

Şah Kirmâni, Güzel ahlâkın alâmeti ezâ ve sıkıntı vermekten kaçınmak, verilen eza ve sıkıntıları sineye çekmektir demiştir. (Kuşeyri, 120

Denilmiştir ki, Huluk halktan ve Hakk'ın kaderinden gelen ezâ ve sıkıntıyı hiç üzülmeden ve sızlanmadan kabül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a sineye çekmektir. (Kuşeyri, 121

Ahlâk ile rüstüim (şekil) arasındaki fark şudur: Rüsüm, tekellüf (zorlama) ve sebeblerle gerçekleşen bir fiildir. Zâhir bâtına muhâlif olunca, fiil mânâsız (ya da rühsuz) olur. Hâlbuki ahlâk, tekellüf ve sebeblerle gerçekleşen bir fiil değildir, zâhiri bâtınına uygundur ve iddiâsızdır. (Hücvîrî, 52

Alılâk kısmı (makamları) on bâba ayrılır. Bunlar; sabır, rızâ, şükür, hayâ, sıdk, isâr, huluk, tevâzü, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/futuvvet/" fütüvvet /a ve inbisâttır. (Menâzil, 19

İnsana ait olması bakımından insan nefsinin kuvvetleri (kabiliyetleri) âlim (bilen) ve âmil (yapan) olmak üzere ikiye ayrılır. Bunların her birine akıl denir. Ancak bu ortak isimli olmaları bakımındandır. Çünkü âmil olan nefse akıl denmesi, âlim olana hizmet etmesi, onun emrinde ve çizgisinde gitmesi dolayısıyladır. Âmil olan kuvvet ise, nefsin kuvveti ve mânâsıdır. Bu mânâ, ileride de açıklayacağımız gibi, insan bedeninin, âlim nazari kuvvetin (aklın) gerektirdiği şekilde düşünerek belirli, husüsi ve cüz'i fiillere hareket etme noktasıdır. Bedenin diğer kabiliyetlerinin bu ameli kuvvete hâkimiyeti ve kontrolü altında olmaları gerekir. Öyle ki bu kuvvet onların te'siri altında kalmamalıdır. Diğer kabiliyetler bu kabiliyetin terbiyesi ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâreti /a miktarınca durur yahut hareket ederler

Eğer ameli kabiliyet diğerlerinin hâkimiyeti altına girerse, onda şehvetlere boyun eğen tavırlar meydana gelir. Bunlara ahlâk-ı redie (düşük ahlâklar) denir. Eğer bu ameli kabiliyet (şehvetlere) hâkim olursa, (nefste) bir istilâ (hâkim olma) hâli meydana gelir. Buna fazilet ve güzel alılâk denir. Şehvet ve kuvvetler konuahlâk sunda elde edilen boyun eğme ve edeblenmeye yahut hâkimiyet ve terbiyeye ahlâk adı verilmesi akla aykırı değildir

Netice itibâriyle, ahlâkın iki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a olan tek bir şey olması da akıldan uzak değildir. Çünkü diğer kuvvetlerin boyun eğme tavrı, bu kuvvetin istilâ (hâkim olma) tavrına sıkı sıkıya bağlıdır. Ahlâkı mahmüdeden (övülmeye lâyık ahlâktan) kasd edilen de budur. (Mizân, 21

Bütün faziletler iki mânâda toplanır. Birincisi, zihnin ve temyiz (ayırd etme) melekesinin iyi olması, ikincisi ise hüsn-i huluktur (güzel ahlâktır). Zihnin iyi olMası, saadet ve şekavet yolunu ayırd edebilmek ve onunla amel etmek, Hakk'a, cılız a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/taklid/" taklidler /a ve zayıf ama iknâ edici hayâllerle değil, yakin ifade eden kesin delillerle, nasıl ise öyle inanmak içindir

Hüsn-i huluk ise, şeriatın tafsilâtlı bir şekilde açıkladığı bütün kötü alışkanlıklardan kurtulmak; onlardan nefret edecek ve bu süretle onlardan pislikten kaçınır gibi kaçınmakla ve güzel alışkanlıklara yönelmek, onları arzulayıp tercih etmek ve