Merâtib-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucuddan/" vücüddan /a biri de âlem-i imkândır (imkân âlemidir). Fiilf tecelliler, Hakk'a ait ilâhi tenezzülâtın sonudur. Akl-ı Evvel (İlk Akıl), yaratılışa ait ilâhi tenezzülâtın başıdır. İmkân, hakk ve halk (âlemleri) arasında orta bir mertebedir. Zira o, -yani imkân- her iki yönü de kabül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinden /a , ona ne yokluk, ne de varlık izâfe edilebilir. Bir mümkün varlık imkân aleminden taayyün ettiğinde, halka (yaratılışa) ait âleme iner ve orada zuhür eder. Taayyün etmeyen şey de böyledir. Çünkü o, kendi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânında /a bâkidir
Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a imkân âlemi, iki varlık türü —-yani kadim ve hâdis varlıklar- arasında bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzahtır /a . Bunun sebebi, adem (yokluk) isminin mümkün varlık için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kullanilmasi/" kullanılmasının /a hiçbir bakımdan doğru olmamasıdır. Herhangi bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a yoluyla da olsa, bu nisbet karşılığında onun için vüciüd ismini kullanmak daha doğrudur. Böylece vücüd da, adem de (varlık da yokluk da) olmaz. O, hakiki vücüd ile mecazi vücüd arasında orta bir yerdedir. Çünkü tahkik ehline göre adem halktan; vücüd ise Hakk'tan ibârettir. Halk mâdüm (yok), Hakk ise mevcüddur (vardır). Mümkün ise bu iki mertebenin arasındadır. Sonu olmayan, mâdüm olmayan, yok olmayan, helâk olmayan Mutlak Mevcüd Allah'tır ve O, sonradan yaratılmışların vasıflarından münezzehtir. (Merâtib, 20
