Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

âlem-i mülk ve şehâdet (Tasavvuf Sözlüğü)

(âlem-i halk; âlem-i hissi; âlem-i mülk; âlem-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehadet/" şehâdet /a Meleküti âlem ve gayb âlemi, çoğu kimseden gaibdir. Alem-i hissi şehâdet âlemidir. Zira herkes bu âlemi görür. Âlem-i …

(âlem-i halk; âlem-i hissi; âlem-i mülk; âlem-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehadet/" şehâdet /a

Meleküti âlem ve gayb âlemi, çoğu kimseden gaibdir. Alem-i hissi şehâdet âlemidir. Zira herkes bu âlemi görür. Âlem-i hissi, akli âleme bir basamaktır. Aralarında bir irtibât ve münasabet olmasaydı, ona yükseliş yolunda isâbetli hareket edemezdik. Bu imkânsız olsaydı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a mertebesine ve Allah'a yakınlığa yolculuk da imkânsız olurdu. (Mişkât, 70

Âlem-i şehâdet, âlem-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melekut/" melekütun /a basamağıdır. Sırat-ı müstakirne sülük, bu yükselişten ibârettir. Bu durum din ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a menzilleri olarak ifâde edilmiştir. Bu iki âlem arasında bir münâsebet ve irtibât olmasaydı, birinden diğerine yükseliş düşünülemezdi. İlahi rahmet, âlem-i şehadeti âlem-i melekütu dengelemek için yaratmıştır. (Mişkât, 71

Âlem-i halk, sebeblerle vücüd bulan âlemdir. Şehadet âlemi karşılığında kullanılır

Mülk, şehâdet âlemidir. (Istılâh, 540; Câmi', 99

Allah sana rahmet etsin ve basiretini aydınlatsın! Bilesin ki, meleküt âlemi, şehâdet âlemini hareket ettirir ve Allah'ın bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmeti /a olarak O'nun kendi hâkimiyeti altındadır. Bunun böyle olması kendisinin buna müstehak olmasından değildir. Şehâdet âleminden hiçbir durgunluk, yeme, içme, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâm /a ya da susma meydana gelmez. Bunlar ancak gayb âleminden sâdır olur

Bize göre şehâdet âlemi âdet olarak his ile (duyu organlarımızla) idrâk ettiğimiz her şeydir. Gayb âlemi ise âdet olarak hisse zâhir olmayan şeyde bizim şer'i bir haber ve fikri bir nazarla idrâk ettiğimiz şeydir

Deriz ki, şehâdet âlemi nasıl gözün görmesi yoluyla idrâk olunursa, gayb âlemi de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiret /a gözüyle idrâk olunur. Nitekim göz, önünden karanlık perdeler gibi engeller kalkmadıkça idrâk edemez. Şimdi engeller kalkıp da hissedilebilenler (duyularla algılanabilen varlıklar) üzerine nürlar yayılınca göz tüm görülebilenleri idrâk eder. Gözün idrâki, kendi nüruna, güneşin veya kandilin ve benzerlerinin ışığına bağlıdır. Basiret gözü de böyledir. Bunun gibi basiret gözünün perdesi hırslar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetler /a , (Allah'tan) başka şeyleri düşünme (dikkate alma, hesaba katma) ve benzeri şeylerdir. Bunlardan dolayı onunla meleküt, yani gayb âleminin arasına bir perde girer

İnsan, kalb aynasına yöneldiği ve onu riyazât ve mücahedât türleriyle cilâladığı zaman ondan bütün perdeler zâil olur. Onun nüruyla gayb âlemine açılan nür birleşir. Böylece ehl-i meleküt peyderpey görünmeye başlar. Bu, hisler (duyular) dünyâsındaki güneş gibidir. Bunun yanında basiret gözünün nüru temyiz (ayırd etme) nüruyla birleşir ve ardından gayb bilgileri olduğu gibi açılır. (Tedbirât, 170

Ona (İbn Arabi'ye) göre kaynak akıl, mülk ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâldir /a . Hayâl akla tâbidir. Onun iddiâsına göre akıl, hayâlin aslından türemiştir. Resül, hayâlden almıştır. Ona göre, bundan dolayı resül nebiden üstün olmuştur. Nebinin husüsiyetleri dedikleri gibi olsaydı ve üstün olması bir yana, onun (resülün) cinsinden olmasaydı, onların söyledikleri şey a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a her biri için nasıl elde edilebilirdi?! Nübüvvet bunun ötesinde bir durumdur. (Furkân, 80