Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

âlim (Tasavvuf Sözlüğü)

falâmet-i ulemâ-yı-âhiret; âlim ve ilm; âmir bi'l-ma'rüf ve nâhi ani'l-münker; câhil; merdüdün; 'ulemâ-yı gâfilin Eğer câhil, kalbini, Allah'ın kendisine vermiş olduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânı /a ve a …

falâmet-i ulemâ-yı-âhiret; âlim ve ilm; âmir bi'l-ma'rüf ve nâhi ani'l-münker; câhil; merdüdün; 'ulemâ-yı gâfilin

Eğer câhil, kalbini, Allah'ın kendisine vermiş olduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânı /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a zinet ve nimetlerini terk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a için O'nun kendisine vereceği nimetleri bilseydi, elde edeceği makamını arzular, o makamın güzel, tatlı, ferah ve sevindirici olduğunu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a anlardı. Çünkü o zaman, arzusuna kavuşmuş, istediğini Rabb'inden almış olurdu. Böylece, hırs endişesiyle ulaşılan dünyânın getireceği keder verici can sıkıntısından, isteme tuzağından, kalblerin ulaşmayı istediği meşgalelerden, yok olma korkusundan, illet ve hastalıklar, âfetler, musibetler, fecaatler ve kendisinden ayrılmayan nâhoş şeylerden dolayı onu kaybetmekle fakir düşme endişesinden kurtulmuş olacaktı

(Bunu bilmeyen insanın) kalbi, Rabb'ini zikretmenin tadından, onunla ünsi