Âliye, bir melek veya rühâni varlığa izâfe edilen her isimdir. (Câmi’, 76
Allah ( Öl ) fağyâr; ef'âl; ismu'llâh; sıfâtullah
Şibli'ye şöyle dendi: Niçin hep Allah diyorsun da Lâ ilâhe illallâh demiyorsun? Şöyle cevâb verdi: Nefy ettikten sonra isbâta yönelmekten hayâ ediyorum... İnkâr (demek olan Lâ ilâhe') kelimesini söyledikten sonra ikrâr kelimesini söyleyemeyeceğimden korkuyorum.
Ebü Yezid'e: Kul ne ile Allah Teâlâ'ya erişir? dendiğinde şöyle cevâb verdi: (Yasakladığı yere gitmemek için) topallıkla, İyasakladığını ya da O'ndan başkasını duymamak için) sağırlıkla ve (yasakladığını ya da O'ndan başkasını görmemek için) körlükle Yine bana şöyle dediği de haber verildi: Kardeşimin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kitabi/" kitâbında /a şöyle bir şey buldum: Ebü Yezid'e (Süfiler) elde ettiklerine neyle vâsıl oldular? diye soruldu. Kendilerine nit olanı görmeyip, O'na ait olanı görmekle dedi.
Ebü Yezid'in şöyle dediğini duydum: Otuz yıl Allah'ı istedim. Benim O'nu istediğimi zannetmiştim. Meğerse O beni istemiş.
İsimlerin tamamı sıfat isimdir. Allah ise Zât ismidir. İsim mânânın alâmetidir. Mânâ, Zât'ı bildiren alâmettir. İsimler sıfatları bildiren alâmetlerdir. Sıfatlarla da Zât'ı bildiren alâmetlerdir. Sıfatları kabül edip de Zât'ı kabül ermeyen müslüman değildir. Sıfattan önce Zât'ı kabül edene müslüman denebilir ve sıfatların kabül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a gerekir. Bunun delili şudur: Eğer bir kimse Rahmüân'dan başka ilâlı yoktur veya Rahim'den başka ilâh yoktur dese ve sırasıyla bütün isimleri bu şekilde söylese, Allah'tan başka ilâh yoktur demedikçe müslüman olamaz
Yine bir kimse sadece bu Vâhid (tek) ismi kabül ederse — ki o Allah'tır- bütün isimler bu isme dahil olur, diğer isimlere dahil değildir. Bu isimden bütün isimlerin mânâsı çıkarılabilir. Diğer isimlerin bütün vecihleri (yönleri) bu isme dahildir. Bu isim (Allah ismi) ise kendinden başka hiçbir isme muhtaç değildir
Ebü Yezid şöyle dedi: Allah'ı Allah'la, O'ndan başkalarını da O'nun nüruyla tanıdım.
Birinci tavır, ağyâr-yani Allah Teâlâ'nın buyurduğu gibi, Allah'tan başka her şeydir. İkinci tavır ef'âldir. Yani zâhir ve bâtın ne varsa hepsi Allah'ın fiilleridir. Üçüncü tavır Allah'ın isim ve sıfatlarıdır. Dördüncü tavır Allah'ın zâtıdır. Nitekim Allah Teâlâ Siz tabaka tabaka yükseleceksiniz. Tİnşikak, 84/18) buyurur
Bu demektir ki, ağyar tabakasından çıkacaksınız. Ef'âl tabakasına dahil olduğunuz için sizden hiçbiriniz ağyâr olarak kalmayacak, Allah Teâlâ'nın fiilleri ola102 Allah
caksınız. Nitekim Allah Teâlâ Sizin yaratılmanız ve yeniden diriltilmeniz (O'nun için) tek bir can fya da canlının yaratılması ve diriltilmesi) gibidir. buyurur. İşte o tek bir nefs ve tek bir zâttır. Sonra ef'âl tabakasından çıkacak, ilâhi sıfatlar ve rabbâni isimler tabakasına katılacaksınız. Sonra da hiçbiriniz bâki olmayacak, hepiniz dördüncü tabakada (Allah'ın zâtında) olacaksınız. Çünkü Allah Teâlâ Şübhesiz en son varış Rabb'inedir. buyurmuştur
Ebü Yezid'in şöyle dediğini işittim: İşimin başında şu dört şeyde yanıldım: O'nu (Allah'ı) zikrettiğimi, O'nu tanıdığımı, O'nu sevdiğimi, O'nu taleb ettiğimi düşündüm. Yolun sonuna geldiğimde ise O'nun zikrinin benim zikrimi, mehabbetinin (sevgisinin) benim mehabbetimi, O'nun talebinin benim talebimi geçtiğini gördüm.
Ebü Yezid şöyle dedi: Allah'ı rüyada gördüm ve şöyle dedim: Sana nasıl yol bulunur? Şöyle buyurdu: 'Nefsinle ilişiğini kestiğin zaman (bana) ulaşırsın.
(Ebü Bekr Sebbâk şöyle demiştir: (Ta'arruf)) Allah, aklı yarattığında ona Ben kimim?' dedi. Akıl sustu fcevâb veremedi). Allah vahdaniyet nüruyla aklın gözünü sürmeledi. Akıl şöyle dedi: Sen Allah'sın. Senden başka ilah yoktur. (Ta'arruf) Velhâsıl aklın Allah'ı bilmesi sadece Allah sayesinde oldu. (Lüma', 63; Ta'arruf, 39
Allah'ın en büyük ismi Allah lafzıdır. Çünkü, onun elifi gitse geriye lillah ( Allah için ) kalır. Şâyet lâm gitse lehü O'nun için ) kalır. Allah'a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a eden husüsiyeti devam eder. Eğer ikinci lâm da atılacak olursa geriye he harfi kalır. Bütün sırlar bu he'de gizlidir. Çünkü onun mânâsı Hüve/Hü dur. Allah'ın diğer bütün isimlerinden bir harf çıkarıldığında mânâsı bozulur, o isimde Allah'a işâret eden bir husüsiyet kalmaz, bu sebeble de ifâdeye böyle bir mânâ yüklemek mümkün olmaz. Bunun için Allah'dan başkası Allah ismiyle isimlendirilemez. (Lumta , 125
Zünnün'arm Allah'ı neyle tanıdın? diye soruldu. O da Allal'ı Allah'la tanıdım, O'ndan başkasını da Rasülullâh ile tanıdım cevâbını verdi. (Lüma', 145
Allah'la kurtulur sığınan Allah'a
Sevindirir Allah'ın takdirinin akışı onu
Olmasaydı Allah'ın avucunda şu nefsim
Nasıl boyun eğebilirdim O'nun hükmüne
Nefesler Allah için Allah'a akıp gider
Allah'tan başkasının yetmez gücü nefesime
Süfiler, ittifâk etmişlerdir ki: Allah Vâhid (bir), Ahad (tek), Ferd ikincisi olmayan), Samed (kimseye ihtiyacı olmayan), Kadim fezeli), Âlim (bilen), Kadir , Hayy , Semi (işiten), Basir (gören), Aziz (güçlü), Azim (ulu), Celil (yüce), Kebir (büyük), Cevâd (cömert), Raüf (şefkatli), Mütekebbir (bütün ihtişamın sâhibi), Cebbâr (eğriyi düzelten), Bâki (ebedi), Evvel (başlangıcı olmayan, ilk), İlâh, Seyyid (efendi), Mâlik, Rabb, Rahmân, Rahim, Mürid (isteyen), Allah Hâkim, Mütekellim , Hâlık (yaratan), Râzık'tır (rızık verendir). Kendisini hangi sıfatlarla vasıflandırmışsa o sıfatlara, hangi adlarla adlandırmışsa o adlara sâhibdir
O, sıfat ve isimleriyle kadim ve ezelidir. Yaratıklara hiçbir yönden benzemez. Zâtı diğer zâtlara, sıfatları diğer sıfatlara benzemez. Yaratılmışların sonradan meydana geldiklerini gösteren hiçbir işâret O'nda cereyân etmez (herhangi bir etki yapmaz). Sonradan olan şeylerden öncedir. O, her şeyden evvel var olandır. O'ndan başka ezeli varlık ve O'ndan başka ilâh yoktur
O, cisim, madde, şekil, şahıs, cevher ve araz değildir. O'nda birleşme, ayrılma, hareket, sükün, fazlalık ve noksanlık yoktur. Bölümlere ve parçalara sâhib, alet ve organlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/malik/" mâlik /a değildir. Yön ve yerden münezzehtir. Âfet ve musibetler O'na isâbet etmez. O'nu uyuklama tutmaz. Vaktin hükmüne tâbi değildir O. İşaretler O'nu görünür kılmaz. Mekân O'nu kapsayamaz. Üzerinde zamanın hükmü olmaz. Bir şeye dokunmak, bir köşeye çekilmek, bir yere hulül etmek O'nun için söz konusu değildir. O'nu düşünceler kavrayamaz, perdeler saklayamaz, gözler idrâk edemez. (Ta'arruf, 13
Allah'ın ezeliyyeti sonradan olandan; vücüdu ademden (varlığı yokluktan) ve ezeli gayeden öncedir. Eğer Ne zaman? dersen, O'nun varlığı zamandan öncedir. Eğer Önce dersen, önce O'ndan sonradır. Eğer Hü dersen bil ki, ( hü kelimesini oluşturan) he ve vâv harflerini O yaratmıştır. Nasıl? dersen, bil ki O'nun Zât'ı sıfatlardan gizlidir (O keyfiyetle nitelenemez). Nerede? dersen, O'nun vücüdu mekândan öncedir. Eğer O nedir? dersen, O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/huviyyet/" hüviyyeti /a her şeyden farklıdır
O'ndan başkasında aynı anda iki zıt sıfat bir arada bulunmaz. O, zuhüru (açıklığı) içinde gizli, gizliliği içinde açıktır. O hem zâhir, hem bâtın, hem yakın, hem uzaktır. Bütün bu husüslarda yaratıkların O'na benzemesi mümkün değildir. Yaptığını dokunmadan yapar, anlattığını karşı karşıya gelmeden anlatır, işâret etmeden doğruyu gösterir. Hiçbir düşünce O'na yol bulamaz, hiçbir fikir O'na erişemez. Zâtı için tekyif (niteleme), fiili için teklif femir ya da yasaklama) yoktur
Allah'ın gerçek mânâsıyla ilim, kudret, kuvvet, izzet, hilm, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a , kibriyâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ceberut/" ceberüt /a , kıdem, hayat, irâde, meşiet, kelâm gibi sıfatları vardır ve O, bu sıfatlarla muttasıftır. Bu sıfatlar cisim, araz ve cevher olmadığı gibi Allah'ın zâtı da cisim, araz ve cevher değildir. O'nun gerçek anlamda işitmesi, görmesi, yüzü ve eli vardır. Ne var ki bunlar (yaratılanların) işitmesi, görmesi, yüzleri ve elleri gibi değildir. (Süfiler), Allah'ın görmesi, işitmesi, yüzü ve elinin O'nun sıfatı olup, organı, unsuru veya parçası olmadığında ittifâk etmişlerdir
Yine onlar, Allah'ın sıfatlarının O'nun ne aynı, ne de gayrı olduğunda müttefiktirler. İlâhi sıfatların varlığını kabül etmek, Allah'ın bu sıfatlara muhtaç olduğu Allah
ve eşyâyı bunlarla idare a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a mânâsına gelmez. Ancak, bu sıfatların zıtlarını reddetmek, bizzât bu sıfatların mevcüd olduğunu, O'nunla kaim olduğunu kabül etmek demektir. Allah'ın ilmini kabül etmek, sadece O'nda cehâlet (bilgisizlik) olmadığını kabül etmek değildir. Kudretin mânâsı sadece O'ndan aczi nefyetmek mânâsına gelmez. Bu ancak O'nun ilim ve kudretini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isbat-etmek/" isbât etmek /a demektir. Eğer cehâletin nefyi ile Âlim, aczin nefyi ile Kadir olsaydı bu, O'ndaki cehâletin giderilmesiyle Âlim, yine O'ndaki âcizliğin giderilmesiyle Kadir oluşu anlamına gelirdi (Oysa Allah hakkında böyle düşünmek câiz değildir). (Ta'arruf, 14
Allah'ın isimleri, ne Allah'ın aynısı, ne de gayrısıdır denildiği gibi, bazıları da Allah'ın isimleri, Allah'ın aynısıdır demişlerdir. (Ta'arruf, 17
Allah'ın kelâmı, Allah'ın ezeldeki zâti sıfatıdır. Ancak O'nun kelâmı hiçbir yönden yaratılmışların sözlerine benzemez. O'nun Zât'ının künhünün ne olduğu bilinmediği gibi, kelâmının künhünün de ne olduğu, isbât cihetinden başka bir yolla bilinemez (sadece kelâmının var olduğu bilinir, o kadar). Bazıları ise Allah'ın kelâmı emir, nehiy, haber, va'd, vatd, kıssa ve meseldir. Allah Teâlâ ezelde emredici, nehy edici, haber verici, va'd veya tehdid edici, övücü ve kötüleyicidir demişlerdir. (Ta'arrırf, 18
Adamın biri (Ebü Hüseyin) Nüri'ye sormuş: Allah'ın var olduğunun delili nedir? O da Allah'ın kendisidir demiştir. Adam Peki aklın durumu nedir? deyince de o, Akıl âcizdir, âciz olan bir şey de sadece kendisi gibi âciz olan bir şeye delil olur cevâbını vermiştir
İbn Atâ da Akıl sadece kulluk vazifelerini yerine getirmeye yarayan bir araçtır. Rubübiyyet sırlarına ulaşmak için değildir demiştir. Bir başkası ise Akıl yaratıklar etrafında dönüp dolaşır, Yaratan'a bakarsa erir gider demiştir
Kahtâbi: Akıl sâhibleri, Allah'ın varlığını kabül etme dışında kahrolmuşlardır. Şâyet Allah lütfedip de akıl sâhiblerine kendini tanıtmamış olsaydı, akıl O'nun varlığını idrâk edemezdi demiştir. (Ta'arruf, 37
Allah, ezeli ve ebedidir. Kendi sıfatı olan kayyümiyyetiyle kaimdir. Kendi sıfatı olan dâimilik sıfatıyla dâimidir (ebedidir). Öncesi olmayan evveldir. Başka bir evvelin evveli değildir. O sondur, başka bir sonradan sonra değildir. Çünkü son olmak O'nun hakikatidir. Ahad'dır, Samed'dir. Doğurmamıştır, yani (dolayısıyla) doğmamıştır da. Bunun mânâsı şudur: O hiçbir şeyden doğmamıştır, hiçbir şey de O'ndan doğmamıştır. (Küt, TI, 84
Bil ki dilciler bu isim (Allah) hakkında değişik görüştedirler. Halil Ahmed ve Arablardan bir cemaat, bunun sadece Allah'a ait bir isim olduğunu başkasının o isme ortak olamayacağını söylemişlerdir. Nitekim Allah Teâlâ Hiç ismi O'nunla berâber anılmaya değer bir başkasını tanıyor musun? buyurmaktadır. Yani Allah'ın bütün isimleri hem kendisi ve hem de başkaları arasında müşterekAllah tir. Kendisine hakikaten, diğerlerine ise mecâzen isim olur. Ancak Allah ismi bundan müstesnâdır. Çünkü bu isim, hem Rubübiyyet hem de diğer mânâların tümünü içerir. Dikkat edersen, ondan elifi çıkarırsan lillâh kalır. Eğer birinci lâmı atarsan geriye leh kalır. Kalan lâmı da atarsan o zaman da geriye hü kalır
Bu Allah lafzının iştikakı (türemesi) konusunda dilbilimciler arasında ihtilâf vardır. Nadr Şumeyl onun tapınma ve kulluk yapma mânâsına gelen teellüh kökünden geldiğini söyler. Kelimenin ibâdet etmek mânâsına gelen elihe-elihetün fiilinden geldiğini söylerler
Başkaları da güvenmek, itimad etmek mânâına gelen elihe-ilhen kökünden Filân adam sığnıp güvendim cümlesindeki mânâya uyduğunu kabül ederler. Bunun mânâsı şudur: İnsanlar olaylar karşısında, ihtiyaçları anında ona sığınıp yalvarıyorlar. O da onları koruyor. Bundan dolayı ona ilâhi denmiştir. Nitekim kendisine uyulana imanı denir. Çünkü insanlar, zarar ve fayda husüsunda O'na muhtaçtırlar. Tıpkı sıkıntılı ve mağlub bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bulunan kimsenin muhtâç olması gibi. Ebü Amr Alâ ise bunun elehe den geldiğini söyler. Çünkü Arablar bir şeyden korkup a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayret /a ettiklerinde elehtü'ş-şey' 1O şeye hayret ettim) derler. Bu şu demektir. Yani insanlar onun sıfatının künhünde, onun büyüklüğü karşısında ve keyfiyetini kavramakta hayrete düştükleri için O'na ilâlı denmiştir. Nitekim yazılan şeye mektüb", hesaplanan şeye ise İnisâb denir
Müberred ise ilâlı kelimesinin ünsiyet ve huzür mânâsına gelen elihe kökünden geldiğini savunur ve iddiâsın Arabların şu sözüne dayandırır elehtü ilâ
