Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

amel etmek ve sevâbını (Tasavvuf Sözlüğü)

ümid etmektir. Ehass-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a rızâsı ise, Allah için Allah'la olmak, yani mâsivayı terk edip Allah'a ulaşmaktır. (Câmi’, 61 Bil ki, yakin ehline ait hâllerin furülarının …

ümid etmektir. Ehass-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a rızâsı ise, Allah için Allah'la olmak, yani mâsivayı terk edip Allah'a ulaşmaktır. (Câmi’, 61

Bil ki, yakin ehline ait hâllerin furülarının ulaştığı yakin makamlarının asılları yedi tanedir: Tevbe, sabır, şükür, recâ, havf, zühd, tevekkül, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ve rızâ. (Câmi', 218

Rızâ, kalbin, kader hükmünün altındaki sürürudur (sevinmesidir). Denilmiştir ki: Rızâ, kulun, Allah'ın kazâsı husüsunda âdil olduğunu ve hükmünde asla töhmet altında olmadığını iyice gönlüne yerleştirmesidir.

Ebü Süleyman (Dârâni) şöyle der: Rızâ, Allah'tan cenneti istememek ve cehennemden de O'na sığınmamaktır.

Şibli Cüneyd'in huzürundayken şöyle der: Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (Allah'tan başkasının gücü ve kuvveti yoktur). Cüneyd ona şöyle cevâb vermiştir: Bu, gönül darlığıdır. Gönül darlığı kadere rızâ göstermemekten gelir.

Denilmiştir ki: Allah'tan râzı olan, O'nun takdirine karşı çıkmayandır. (Câmi’, 244

Rızâ, raziyte (râzı oldun) fiilinin masdarıdır. Denilir ki: Ondan râzı oldum , Onunla râzı oldum , Ona râzı oldum. Bunlar, râzı olunma mânâsındadır. Asl'a nerzü bih denilmiştir. Erzaytehü anni (Beni memnun ettin) ve Razzaytehü (Onu rızâ 809 râzı ettin) denir. Onu memnun ettiğin ve rızâsını kazanmak istediğin zaman, ondan rızâ (râzı etme) talebinde bulunduğun zaman, bana muvâfakat etti mânâsında, Fe'erzâni (beni râzı etti) dersin. Bütün bu yönleriyle rızâ, bir şeyi kendi irâdesiyle, zorlama olmaksızın kolay bir şekilde kabül etmektir

(Şeyhlerin rızâ hakkındaki görüşleri şöyledir:) Ebu'l-Hüseyin Nürir Rızâ, kalbin kazânın hükmüne sevinmesidir.

Abdullah Hafif: Rızâ; kalbin, Allah'ın hükümlerine içten boyun eğmesi, Allah'ın takdir edip seçtiğini kabül etmesidir.

Râbia'ya, Kul ne zaman râzı olur? diye sormuşlar. O da şunu söylemiş: Nimete sevindiği gibi, belâya da sevindiğinde.

Ebü Süleyman Dârânirh de şöyle söylemiştir: Rızânın yollarını bilmiş olmayı isterim. Beni ateşe atsalar bile buna râzı olurum.

Birisi de şöyle demiştir: Beni cehennemin dibine bile atsa, Firdevs'e atılmaktan daha çok râzı olurum.

Ebü Muhammed Ruveym şöyle der: Rızâ, hükümleri sevinçle karşılamaktır. Ebü Abdullah Muhâsibirt şöyle der: Rızâ; kalbin (kadere ait) hükümlerin cereyânı altındaki sükünetidir.

İbn Şem'ünrh ise: Hakk'a rızâ, Hakk'tan rızâ ve Hakk için rızâ vardır. Hakk'a rızâ, O'nun hüküm a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a ve takdir eden olduğuna rızâdır. Hakk'tan rızâ, O'nun taksim eden ve veren olduğuna rızâdır. Hak için rızâ ise; O'nun Rabb ve ilâh olduğuna rızâdır der

Ebü Said Harrâz'arh: Kulun hem râzı hem de sâhit (kızan, içerleyen kimse) olması câiz midir? diye sordular, o da şöyle dedi: Evet, Rabb'inden râzı olması ve nefsine kızması câizdir.

Ebü Ali Dekkak, Rızâ; belâyı hissetmemen değil, hükümlere ve kadere karşı çıkmamandır der

Hz. Ömer'in Ebü Müsâ Eş'ari'ye şöyle yazdığı söylenir: Bütün hayır rızâdadır. Rızâ gösterebildiğin kadar göster, aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a sabret!

Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'e şöyle dendi: Ebü Zer, fakirliğin kendisine zenginlikten daha sevimli olduğunu, hastalığın da sıhhatten daha iyi olduğunu söylüyor. Bunun üzerine Hz. Hüseyin şöyle cevâb verir: Bir kimse, Allah'ın kendisi için seçmiş olduğu şeye güvenirse, Allah'ın seçmedi ği hiçbir şeyi temenni etmez.

Yahya Meârif'e, Kul rızâ makamına ne zaman ulaşır? diye soruldu. Şu cevâbı verdi: Kul kendisini şu dört temel üzerine dayandırırsa, o zaman rızâya ulaşır. Eğer verirsen kabül ederim, vermezsen râzı olurum. Beni terk edersen kulluk ederim, davet edersen icâbet ederim. Yine o, bütün işlerin şu iki esasa dayandığını söyler. O'nun seninle ri'âyet/ri'âye li huküki'llâh

alâkalı bir fiili, senin O'nunla alâkalı bir fiilin. Yapılan şeye râzı olunur, yapılacak olanda ise ihlâslı olunur

Ebu'l-Kasım Kuşeyrirh şöyle der: Iraklılar ve Horasanlılar Rızâ hâllerden midir, yoksa makamlardan mıdır? sorusuna cevâb verme konusunda ihtilâf etmişlerdir. Horasanlılar, rızânın makamlar cümlesinden, tevekkülün son noktası olduğunu ve kulun kesbiyle (gayretiyle) elde edildiğini söylerler. Iraklılar ise rızânın, hâllerden olduğunu, kulun kesbiyle olmayıp diğer hâller gibi kalbe yerleşen geçici bir his olduğunu söylerler. Bu iki görüşü şu şekilde birleştirmek mümkündür: Rızânın başlangıcı kulun kendi kesbiyledir ve makamlar cümlesindendir, sonu ise, hâller kısmına girer. Bu rızâ, kulun kesbine bağlı değildir.

Yine dedi ki: İnsanlar bu konuda kendi içerisinde bulundukları hâl ve meşrebe göre görüşler ileri sürdüler, dolayısıyla da ittifâka varamadılar. Yine onlar meşreb ve tasayyub (boyun eğme, rızâ gösterme) konusunda ihtilâf etmişlerdir. Burada ilim şartı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a gereklidir. Allah'tan râzı olan ise, asla O'nun takdirine itirâz etmeyen kişidir. (Nebhâni, I, 340

ri'âyet/ri'âye li huküki'llâh Riâyet-i hukukillâh (Allah'ın haklarına uyma) kişinin kalbindedir. Kalbe ilk te'sir O'ndan gelir, bedenin amelleri işlemesi O'nun lütfuyla olur. Allah 5, gönlü kendi hukukuna riâyete muvaffak kılması itibâriyle, bütünüyle kendi haklarına uymaya muvaffak kılar. Böylece insan, gönlünü Allah'ın emrine verir ve O'nun emrettiği gibi kulluk etmeye çalışır

Allah'ın haklarına uymanın üç ana hedefi vardır: İmâna bağlanmak, inkârdan uzak durmak, Sünnet'e sarılarak bid'attan uzak durmak, devamlı itâat ehlinden olmak süretiyle kalbin ve bedenin işlemesi muhtemel olan ve Allah'ın çirkin saydığı şeylerde iısrârdan kaçınmak. Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bedene/" bedene /a (davranışlara) ait hakları; O'nun emrettiği şekilde hareket edip amel işlemek, yine O'nun yasakladığı husüslarda dikkatli hareket etmektir. Bundan sonra ise, kalbe gelen hayır ya da şer hâtırlar husüsunda Allah'ın haklarına uymaktır. (Ri'âye, 43

Riâyet (uymak), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyeti /a muhâfaza etmektir. İlk inceliği amellere, ikincisi hâllere, üçüncüsü ise vakitlere riâyettir. (Ravza, 481