Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

asıl şâri (Tasavvuf Sözlüğü)

için söz konusudur. Çünkü ileride ortaya çıkacak bir durum sebebiyle müctehid vermiş olduğu hâdiselerin takdiriyle alâkalı fetvâdan dönmek zorunda kalabilir. Bu sebeble âlimler a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/taklid/" …

için söz konusudur. Çünkü ileride ortaya çıkacak bir durum sebebiyle müctehid vermiş olduğu hâdiselerin takdiriyle alâkalı fetvâdan dönmek zorunda kalabilir. Bu sebeble âlimler a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/taklid/" taklidle /a fetvâ vermeyi yasaklamışlardır

Kendi zamanıyla alâkalı vermiş olduğu hükümde taklid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a imam bugüne kadar yaşasaydı, vermiş olduğu fetvâya aykırı bir şey ortaya çıkabilir ve bu hükümden başka bir hükme dönmesi gerekebilirdi. Allah'ın dini konusunda müctehidden başkasının fetvâ vermesine geçit yoktur. (Fetvâ verecek olan kişi,) delilini bilmediği bir imamın sözüyle değil, Kitâb ve Sünnet'ten bir nas ile fetvâ verebilir. (Fütühât, TI, 251-252

Velâyet, umümi çerçeve ve en büyük dâiredir. Velâyetin hükümleri arasında; Allah'ın, kulları içerisinden dilediği birini nübüvvete seçmesi yer alır

Nübüvvet, velâyet hükümlerinden biridir. Allah bazen nebiye risâlet verir, risâlet de velâyet hükümlerindendir. Her resülün nebi, her nebinin de veli olması gerekir. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a her resül de veli olmalıdır

Risâlet, velâyette husüsi bir makamdır. Melekler arasındaki risâlet, hem a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a , hem de âhirette mümkün olabilir. Çünkü onlar, Hakk'ın dünyâ ve âhirette kendilerinden başka bazı sınıf ve topluluklar için insanların bir kısmına (gönderdiği) elçileridir. İnsanlar arasındaki risâlet ise sadece dünyâya ait olup, âhirette geçerli değildir. Bunun gibi, âhirette cennet ya da cehenneme girildikten sonra sadece teşri nübüvveti kesilir, umümi nübüvvet ise devam eder

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/velayet-nubuvvet-risalet/" velâyet-nübüvvet-risâlet /a 1187 Risâletin aslı ilâhi isimlerdedir. Hakikati ise, konuşanın sözünün dinleyene ulaştırılmasından ibârettir. Bu da, tebliğ sona erdikten sonra, makam ya da beka