ve tek bir şeydir. Onun tüm a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a ve izâfetleri Zât
içinde herhangi bir yönüyle ayırd edilmeden yok olmaya mahkümdur. Zât'ın
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a bir târifi vardır. Zira Zât ilim ve ayn a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a zuhüru gerektirir. Onun
kendine nisbeti birini diğerine tercih etmeksizin eşit seviyededir. Zât zuhüra yö
neldiğinde tüm yönlerden bizzât kendi aynı olan bilgisi yine Zât'a taalluk eder
Zât'ı tamamen kuşatır. (Esfâr, 27
Hakk'ın iki teşbihi söz konusudur: Birincisi zâti teşbihtir. Bu, üzerinde mahsüs (hissedilebilen) mevcüdâtın bulunduğu veya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâldeki /a mahsüs mevcüdâta benzeyen şeydir. İkincisi vasfi teşbihtir. Bu da üzerinde hayâlde mahsüs mevcüdâta benzemekten münezzeh olan isme ait mânâların süretlerinin bulunduğu şeydir. Bu süretler zihinde akledilebilir; histe keyfiyetleri bilinmez. Keyfiyetleri bilindiği zaman zâti teşbihe iltihak edilirler. Çünkü keyfiyet teşbihin kemâlinden kaynaklanır. Zâti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a ise daha evlâdır. Geriye vasfi teşbih kalıyor. Bunda herhangi bir şekilde, herhangi bir darb-ı meselle keyfiyetin bulunması mümkün değildir. (İnsân, 1, 33
Hakk'ın mertebesi, cem'in mertebesidir. Çünkü bu mertebe cem', vücüd, keşf ve şuhüd mertebelerini kuşatır. Bundan dolayı Mâkul, delil ve burhan olmaksızın tahkik, vuslat ise, keşfin, ıyanın (gözle görmenin) ve bütünün kendisidir denilmıştır. Anla! (Merâtib, 21
Hakk, kul nasıl inanıyorsa öyle olduğunda, ... kalb... a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiret /a gözüyle ... "müşâhede etmez ve göz de Hakk'ın... aynasında ... inandığından başka hiçbir süreti müşâhede etmez... Hakk'ı değil, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a kendi inandığı Hakk'ı görür. Bu da hakikatte nefsinin süretidir. ... İtikadındaki... ism-i mef'ül (edilgen) olan ... Hakk, kalbin suretini genişlettiği Hakk'tır ve o... yani kalbin süretini genişlettiği Hakk da kişinin inancına göre ... kalbe tecelli eden Hakk'tır. Böylece kalb Hakk'ı tanır... Yani kalb, Hakk'ı, zannına uygun olarak tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a için tanır
Hadis-i kudside ... Ben kulumun zannı üzereyim... buyrulduğu gibi. Ancak itikadının aksine tecelli ettiğinde onu tanımaz, hatta inkâr eder. Göz, âhirette tecelli esnâsında, başka bir şekilde değil, ... ancak kendi itikadına göre olan Hakk'tan... başkasını göremez. İnsanlara göre ... itikadların çeşit çeşit olmasında gizli bir yön yoktur... Bunun gibi itikadlara göre tecellilerin çeşit çeşit olmasında da gizli bir yön bulunmaz. Süfiler içinde Hakk'ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/takyid/" takyid /a edenler ve mutlak kılanlar vardır. (Sofyavi, 212
hakk bi'l-hakk li'l-hakk 351) 3 ) Ebü Said Harrâz şöyle der: Hakk'a Hakk ile Hakk için bağlanmış olan kul, Allah'a Allah ile Allah için bağlanmış olan kul demektir. Aynı şekilde O'ndan... O'nunla... O'nun için ifadeleri Allah'tan... Allah ile... Allah için mânâsındadır. Bazen kulun kesbiyle olan bir şey kasd edildiği yerde de bu ifadeler kullanılır. Nitekim Ebü Yezid Bistâmi şöyle demiştir: Bana Ebü Ali Sindi şöyle demiştir: Ben, benden, benimle, benim için bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a idim; sonra O'ndan, O'nunla, O'nun için bir hâle dönüştüm. Bu sözün mânâsı kul, kendi işlerine bakar ve o işleri kendine izâfe eder. Kalbine mârifet nürları hâkim olduğu zaman bütün her şeyi Allah'tan, Allah ile kaim, Allah ile bilinen ve Allah'a dönecek işler olarak görür. Hâl, kula bir anda gelen, kalbe rızâ, tefviz (Allah'a havalej ve benzeri vasıfları getirip yerleştiren bir durumdur. Kul o anda hâl ve vaktinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/safvet/" safvete /a erişmiş olur. Ama bu hâl bir süre sonra kaybolur. (Lüma', 411) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakka-l-yakin/" hakka'l-yakin /a 303
