Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

bedr (Tasavvuf Sözlüğü)

Bilginin karanlığına doğdu bedr Güller sulandı gözün bahçelerinde Haberde vârid olduğu gibi, tecelli bedre (dolunaya), gayb ise karanlığa benzetilmiştir. (Burada bilgi demek olan) şi'ar a href …

Bilginin karanlığına doğdu bedr

Güller sulandı gözün bahçelerinde

Haberde vârid olduğu gibi, tecelli bedre (dolunaya), gayb ise karanlığa benzetilmiştir. (Burada bilgi demek olan) şi'ar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a şu'ür'dan türemiş olup gizli ilim demektir. Sanki şâir şöyle demek istiyor: Celi fzâhir) olan, hafi (gizli) olanda, tıpkı hafi olanın celi olanda tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a gibi tecelli etti.

Şöyle de diyebilirsin: Hakk'ın vücüdu (varlığı) halk, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a vücüdu da Hakk'ın viicüdunda tecelli etmiştir. Şiirde geçen gülün sulanması ifâdesiyle yanağın kırmızılığı, gözün (bahçesi olarak çevrilen) nergisi ifâdesiyle de, gözyaşlarının gözpınarlarından yanakların kırmızılığı üzerine akarak, göğün suladığı bahçe gibi olması kasd ediliyor

Arablar gözleri, orta yerinde sarılık bulunan beyaz nergise benzetirler. Sanki şunu demek istiyor: Zât'ın müşâhede edildiği yer veya Câmi’ isim (yani bütün isimleri içinde toplayan Allah ismi), ilâhi isimlerin bahçesini suladı. Çünkü o isimler ona bakmaktadırlar, O da onları gözetir. (Tercümân, 164

Kamer lay), hilâl ile bedir (dolunay) arasında olan bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzah /a makamıdır. Hilâl konumunda ışığı azalır, bedir konumunda ise çoğalır. Kamere her iki tarafta da göründüğünde sesler yükseldiği için hilâl, görenin gözünde ışığı tam olduğu zaman da bedir adı verilir. Ayın bu iki hüküm dışında bir menzili yoktur. Ancak gözle bedir arasında onu perdeleyen gün ışığı altında bedir hâli gözlerin görüşünden gizli kaldığı için mahk adını alır. Ayın güneşe doğru olan yüzü bedir olduğu gibi bize doğru olan yüzü de bedirdir... (Fütühât, HI, 109

jiç dolunay parçası

hiçbir süsle süslenmeye

çıktılar yola Ten'im'e doğru

örtülerini alıp

kaldırdılar örtülerini

güneşler gibi parlak yüzlerinden

telbiyeler getirdiler

tehlillerle yaparken unırelerini

yöneldiler yavaşça yürüyerek

güzel keklikler gibi sekerek tıpkı

üzerlerinde alımılı elbiseler

Diyor kı: Rubübiyyet, Mülkiyyet ve Ulühiyyet mertebesinden, kendisiyle zuhür ettiği eserlerinin zuhürunu isteyen üç mukaddes isim çıktı. Bunu ten'im kelimesiyle ifade etti. Nürları sebebiyle, kendisine bakacak güçte olmayanların ona bakıp da helâk olmamaları için, yüzlerini örtmüş olarak çıktılar. Kendilerini kabüle hazır olan kalbleri ziyâret etmek isteyince, yüzlerindeki örtüleri açtılar, nürları gözüktü, ziyâretçiler, Allah'ın şânına lâyık biçimde seslerini yükselterek Lebbeyk dediler. Onlar da ziyâretleriyle şereflendirmek için bu değerli kalbe yöneldiler. üzerlerinde alımlı elbiseler sözüyle, üzerlerinde bu isimlerin koruyucusu gibi olanlara tâbi olan isimlerin süs ve güzelliklerini kasd ediyor. Şöyle der gibi: Âlim olmayan mürid olamaz, hayatta olmayan da âlim olamaz. O'nun Hayy ve Müheymin olması, Âlim ve Mürid olması üzerine oldu. İşte, vücüdü (varlığı), başkasının a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüduna /a bağlı olan her şey bunun gibidir. Öyleyse, kendisine bağlı olunan şey, vücüdu kendisine bağlı bulunan şeye müheymin olur. (Tercümân, 146

(Ayrıca bk. kamer; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a ; ulühiyyet