Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

bekâ'ü'l-bekâ' (Tasavvuf Sözlüğü)

Bekati'l-beka, bekadan daha kâmildir. Bu bekanın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyette /a olup, takvânın kemâline varmıştır Kaide: Ne zaman beka bulunursa, sahv …

Bekati'l-beka, bekadan daha kâmildir. Bu bekanın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyette /a olup, takvânın kemâline varmıştır

Kaide: Ne zaman beka bulunursa, sahv da bulunur. O gidince mahv sâhibi için sekr hâli gelir

Fâide: Bâki olan aynı zamanda fânidir. Fakat her fâni bâki değildir

Kaide: Beka makamı cem makamını, bekâü'l-beka ise cemü'l-cem' makamını içine alır

Fâide: Cem' a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cem-iyyet/" cem'iyyetten /a başkadır. Cem' nürun vahdâniyetini görmektir. Cem'iyet ise huzürda gaybettir. Cem'iyyet Hakk'la beraber olurken halktan gaybettir. Cem ise Hakk'ı halksız müşâhede etmektir. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a cem'iyyet makamı cem' makamından daha kâmildir

Kaide: Şeriatsız cem makamında bulunmak zındıklık, cem olmadan fark makamında bulunmak ise tefrikadır

Fâide: Hakikat bâtını gizlemiş, şeriat ise zâhiri açığa çıkarmıştır. Bu sebeble ıstılâhta bâtın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a mânâsında, zâhir ise şeriat mânâsında kullanılmıştır

Kaide: Beka makamı ancak fenâ makamından sonra sahih olur

Fâide: Veliye beka makamında temkin verilir. Bekaü'l-beka makamında ise, telvinde temkinle tasarruf eder

Kaide: Bâkinin beka ile vasfı, fenâdan önce olan şeye göre değişir. Makamların değişik, hâllerin ayrı ayrı olmasının sebebi budur

Fâide: Bazı kimseler bekayı ancak fenâdan sonra bulurlar, çoğunluk böyledir. Ancak bazıları, Peygamberlerin hakikatlarına vakıf olan husüsiyet ehlinin bulabildiği bekayı bazıları ilk anda bulur. İşte bunlar mükemmel vârislerdir

Kaide: Beka fenânın varlığını gerektirir. Bu da temizlenilmesi ve uzaklaşılması gereken beşeri vasıfların yok olmasıyla olur

Fâide: Beka tecellinin aynasıdır. Fenâ tahallinin genişlemesidir. Bâki ise tecelli tahtının üzerindedir. Kaide: Sâlikin yolu açılmış olsa bile, Kadim olanın bekası ile hâdis olanın bekası aynı değildir. Hâdisin bekası aslında mecâzendir

Fâide: Bekanın yüceliği ancak fenânın aşağılığıyla hâsıl olur. Sen kapıda emânetçi gibi dur, hesap yapma, arzu ettiğin emeline kavuşursun

Kaide: Bekanın peygamberlerdeki sıfatı ismet ve hidâyet, velilerdeki sıfat ise hıfz ve riâyettir. Bekaya ulaşan, şekadan (şakilikten, Allah katındaki mutsuzluk durumundan) emin olur

Fâide: Fenâda derecesinde ilerleyen beka makamının başlangıcını müşâhede eder. Bidâyette iken, nihâyetinde olacak şeyler ona müjde edilir. Çünkü o vusül makamındaki kabülden kurtuluşun başlangıcıdır. (Kavânin, 47

belâ'/belvâ (beliyye) Dünyânın azı da çoğu da, tatlısı da acısı da, başı da sonu da, velhâsıl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a ait her şey, Allah'ın kulunu denemesi ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a etmesidir. Dünyânın belvâsı ne kadar çok, çeşitli ve değişik olursa olsun, tamamı şu iki haslette toplanmıştır; şükür ve sabır. Kul ya bir nimete şükretmek veyahutta bir belâya sabretmek durumundadır. (Âdâbı, 82

Belâ, Hakk'ın imtihânının kulun hâlinin hakikatini, onu musibetlere uğratarak ortaya çıkarmasıdır. (Lüma' , 429

Süfiler, belâ sözü ile türlü türlü meşakkat, hastalık ve dertlerle dostlarının bedenlerini imtihân etmesini kasd ederler. Çünkü üzerindeki belâ ne kadar güçlü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berk-hark-tams/" berk-hark-tams /a olursa, kulun Allah'a yakınlığı o kadar artar. Çünkü belâ, velilerin elbisesi, asfiyânın beşiği ve nebilerin 4 gıdasıdır. (Hücvîrî, 471

Nübüvvet, risâlet, velâyet, mârifet ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbetin /a esası belâdır. Eğer belâya