Beyân, yani bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatlerin /a beyânı, zâhirdeki perdelerin kalkmış olmasıdır. (Heyâkil, 104
tertibli ve düzenli
yüce makam ve beyân a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a
(Bu Zâti mârifet, nizam ve düzen sâhibi olarak vasıflandı. Bunlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a ve mukayyedden ibârettir. Zât bakımından mutlak vücüd (varlık), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/malik/" mâlik /a bakımından da mülk ile mukayyeddir (belirlenmiştir). Bu konuda sana a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a ettiğimiz husüsu anla; O Aziz'dir. Mârifetullah konusundaki kitâblardan hiçbirinde buna dikkat çekildiğini görmedik. Onun minber (yüce makam) sözünün mânâsı, Allah'ın güzel isimlerinin dereceleri, onda ilerleme ve onunla ahlâklanmadır. O kevnin (oluşun) zirvesidir. Beyân ise risâlet makamından ibârettir. Bu bilgilerin tümünü bize, Mekke ve Medine'nin tertemiz şeyhası (hanım şeyhi), şeyhimizin kızı, nazım per
