Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

bir ilimle Mahbüb'u (Tasavvuf Sözlüğü)

müşâhede eder. Bu makamda kul, gaybların ummanlarına, geçmişte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a ve gelecekte olacakların sırrına erişir. Kulun bu makamda sırrına erdiği bazı şeyler şunlardır: Kendi …

müşâhede eder. Bu makamda kul, gaybların ummanlarına, geçmişte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a ve gelecekte olacakların sırrına erişir. Kulun bu makamda sırrına erdiği bazı şeyler şunlardır: Kendi hâlini ve mehabbetinin derecesini keşfeder, kulların varacakları makamları görür ve ebed sınırında hâlden hâle değişimlerini izler. (Küt, II, 76

Mehabbet, Allah Teâlâ'nın kul için fazilet olduğuna şâhidlikte bulunduğu ve kulunu sevdiğini bildirdiği şerefli bir hâldir. Buna göre Hakk Sübhânehü, O, kulunu sever , kul da Hakk Teâlâ'yı sever Mâide, 5/54) diye vasfedilmiştir. Âlimlerin dilinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a , irâde demektir. Ancak süfilerin mehabbetten kasd ettikleri irâde değildir. Çünkü irâde ezeli olana taalluk etmez. Ancak buradaki irâdeden, Allah'a yaklaşmak ve ona tâziinde bulunmak mânâsı anlaşılabilir. (Kuşeyri, 156

Mehabbetin bulunduğu yerde zevk, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatin /a bulunduğu yerlerde ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşet /a vardır. (Ebü Ali) Dekkak'tan şöyle işittim: Aşk, sevgide haddin aşılmasıdır. Hakk Teâlâ, haddi aşmakla vasıflanamadığı gibi aşkla da vasıflanmaz. Bütün mahlükatın mehabbeti bir şahısta toplansa, bu şahsın mehabbeti Hakk Sübhânehü'nun lâyık olduğu mehabbet

sevgiye varmaz. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bir kul için Allah'a olan sevgisinde haddini aştı denilemez. Bu yüzden de Hakk Teâlâ Kuluna aşık oldu denilemeyeceği gibi kul da Allah'ın sıfatı hakkında O'na aşık oldu' denilemez. Bu sebeble aşk reddedilmiştir. Hakk'ın kula, kulun da Hakk'a aşık olmakla vasıflanmalarına imkân yoktur. (Kuşeyri, 157

Mehabbet, bir şeye bütün varlığınla meyletmen, sonra onu kendine, rühuna ve malına tercih a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a gizli ve açık olarak ona muvâfakat etmen ve ona olan sevginde kusurunu bilmendir. (Kuşeyri, 158

Denilmiştir ki: Mehabbet, lugat mânâsı itibâriyle 'habbe' kelimesinden alınmıştır. Arazide toprağa atılan çekirdeklere habbe denilir. Hubba (sevgiye) hayatın aslı olduğu için bu isim verilmiştir. Nitekim İhabb da bitkinin aslıdır. Nasıl ki çekirdek araziye düşer, toprağa gömülür, üzerine yağmur yağar, güneş vurur, soğuk ve sıcak hava geçer, fakat zamanın geçmesiyle tohum değişmez. Vakti geldiğinde ise büyür, çiçek açar ve meyve verirse, sevgi de kalbe yerleştiğinde huzür ve gaybetle; belâ ve mihnetle; rahatlık ve lezzetle; ayrılık ve kavuşmayla değişmez

Yine mehabbetin suyla dolu bardak mânâsına gelen hibb den geldiği söylenmiştir. Çünkü mehabbet kalbi doldurunca, orada Mahbüb'dan (Sevgili olan Allah'tan) başka kimseye yer kalmaz, hep O'nu düşünür. (Hücvîrî, 365

Âlimlerin dilinde mehabbet, çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Birincisi şudur: Mehabbet, nefsin kararı, meyil, hevâ, arzu, kalbin temennide bulunması ve ünsiyeti olmadan mahbübu Isevileni) istemektir. Bütün bu mânaların ezeli varlık (olan Allah'a) taalluk etmesi câiz değildir. Bu sayılanlar, mahlükat hakkında birbirlerine karşı ve aynı cinsin kendi cinsiyle ilgili olarak sözkonusu olabilir. Oysa Allah Teâlâ, bütün bunlardan münezzehtir

İkincisi, mehabbet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a ve Allah'ın seçtiği, velâyetin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a derecesine ulaştırdığı ve çeşitli ikrâmlarla kulunu tahsiste bulunmak mânâsındadır

Üçüncüsü, Allah'ın kuluna güzel bir şekilde senâda fövgüde) bulunmasıdır. (Hücvîrî, 366-367

Süfiler arasında, mehabbet husüsunda kendine has bir yolu bulunan Semnün Muhibb demiştir ki: Allah'a giden yolun esası mehabbet, bütün hâl ve makamların aslı da mehabbetin dereceleridir. Tâlibin ulaştığı derece ve makanıların hepsi ortadan kalkar, ama mehabbet bunun dışındadır. Hiçbir makam ve derece bu seviyeye ulaşamaz. Bu meselede şeyhlerin hepsi de Semnün'a muvâfakat etmektedir, ama, (yanlış anlamaların önüne geçmek maksadıyla) mehabbet ıstılâhının çok fazla yaygınlaşıp meşhür olmaması için mehabbetullah yolunu gizlemek istediler ve bunun yerine başka ıstılâhlar kullandılar

Bu büyük şeyh (Semnün) der ki: Zâhidlere göre mehabbet, miicâhededen daha zâhirdir laçık ve balirgindir). Tâiblere (tevbe edenlere) göre ise mehabbet, feryâd ve figan etmekten daha çok mevcüddur... (Hücvîrî, 370

Sehl Abdullah (Tüsteri) şöyle demiştir: Mehabbet tâatlerle sarmaş dolaş olmak ve muhâlefetlerle zıtlaşmaktır. Çünkü sevgi, kalbde ne kadar güçlü olursa, sevgilinin emri sevene o kadar kolay gelir. Bu söz Kul sevgide öyle bir mertebeye gelir ki, artık kendisinden itâat ortadan kalkar diyen mülhidlerin bir kısmına karşı reddiyedir. Akıl başında olduğu sürece kuldan teklif hükümleri ortadan kalkmayacağı için bu iddiâ muhaâldir. (Hücvîrî, 374

Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Allah bir kavinı getirecektir ki, onları sever, onlar da O'nu sever. Mehabbet, kalbin ihsân husüsunda, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmetle /a üns arasında kalan sevgisi, yalnızlığa mâni olmasıdır. Mehabbet, fenâ vâdisinin başı, kendisinden mahv menzillerine geçilen bir geçittir. Mahv ise başka bir menzildir. Ona avârnın (havâssa yakın olan) önde gelenleri, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a da geride kalanları ulaşır. Bunun dışında kalanlar, bedel aramaya yöneliktir

Mehabbet, (süfilerden meydan gelen bu) topluluğun alâmeti, yolun ünvanı