Resül'e ve içlerinde işten anlayan yetkili bir kimseye götürselerdi, aralarından işin hakikatini ortaya çıkaranlar (yestenbitünehü) onun ne olduğunu bilirlerdi. Nisâ, 4/83) Âyette geçen istinbât tan maksat, ilm-i bâtındır ki, bu da tasavvuftur. Çünkü mutasavvıfların Kur'an ve Sünnet'ten bazı istinbâtlarda bulundukları mâlümdur. Biz ileride inşaallah bazılarını zikredeceğiz. İlim de, Kur'an da, Hz. Peygamber'in hadisleri de, İslâm da zâhir ve bâtın olmak üzere iki yönlüdür. (Luma , 44
İlm-i rivâyet ve âsâr (rivâyet ve haberler ilmi), sika ravilerin birbirlerinden naklettiklerini inceleyen bir ilimdir. (Lüma', 456
İlm-i zâhirin tarik ilmi; ilm-i bâtının menzil (varış) ilmi olduğu da söylenmiştir. Yine ilm-i bâtının ilm-i zâhirden istinbât edildiği, zâhirin desteklemediği her bâtının a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıl /a olduğu ifâde edilmiştir. (Âdâb , 25
İlm-i bâtınla muttasıf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a , şeriatı ikame etmek için zâhir ilmi öğrenmez ve onu inkâr ederse o kimse zındıktır. Onun bâtındaki ilmi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a ilim değildir. O, ancak şeytanın kendisine fısıldadığı bir vesvesedir. (Furkân, 53
İlm-i bâtın, kalblerin imân etmesi, mârifete ulaşması ve onların hâllerine dâir bir ilimdir. Bu ilim, bâtıni imân hakikatleriyle ilgilidir. Bu ilim, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucerred/" mücerred /a , zâhir, İslâm amelleriyle ilgili ilimden daha yücedir. (Furkân, 73
