Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

celâyâ'l-kuds (Tasavvuf Sözlüğü)

Celâyâ'l-kuds, yüce nürlar demektir. (Heyâkil, 103) celb-i i"tidâl Celb-i itidâl (orta yolu bulmak), iki aşırı tarafı ortadan kaldırmaktır. Çünkü gaye nefsi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bedene/" bedene /a ârız olan kötü …

Celâyâ'l-kuds, yüce nürlar demektir. (Heyâkil, 103) celb-i i"tidâl Celb-i itidâl (orta yolu bulmak), iki aşırı tarafı ortadan kaldırmaktır. Çünkü gaye nefsi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bedene/" bedene /a ârız olan kötü sıfatlardan temizlemektir. Bu temizlik, o sıfatlardan ayrıldıktan sonra bir daha özleyerek ve isteyerek onlara dönmesine, cevherinde bulunan mutluluk yerine onlarla meşgul olmaktan ve elem duymaktan men edilmiş olmasına yöneliktir. (Mizân, 62

cem'-fark makâm-ı cem ; makâm-ı elif) Cem ve tefrika iki isimdir. Cem dağınık şeylerin bir araya getirilmesi; tefrika ise toplu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a ayrılması demektir. Cem'e erdiğin zaman sadece Allah dersin, başka bir şey demezsin. Fark hâlinde ise Dünyâ, âhiret ve kâinât dersin. Kur'ân-ı Kerim'de Allah kendisinden başka ilâlı olmadığına şâhidlik etmiştir LÂl-i İmrân 3/18) ifâdesi cem'e, devamı ise farka a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a eder. (Luma , 283

Cem', yaratıkları ve kâinâtı dikkate almaksızın, Hakk ile irtibât kurmayı ifâde eden mücmel bir lafızdır. Kâinât ve yaratıkların kendi başlarına var olması mümkün değildir. Çünkü kâinât da, varlıklar da iki yanı adem yokluk) olan bir varlığa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibdir /a . Tefrika ise kâinât ve varlıklara işâret eden husüsları anlatan mücmel bir lafızdır. Cem ve tefrika, birbirinden müstağni olmayan iki asıldır. Cem'i olmayan bir tefrikadan bahseden, Bâri'yi (Allah'ı), tefrikaya yer vermeyen bir cem'den söz eden kimse ise Allah'ın kudretini inkâr etmiştir. Bu ikisini birden kabül eden gerçek mânâda muvahhid olur. (Luma , 416

Cem'in ilk mertebesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmeti /a cem' etmektir (toplamaktır). Bu da bütün himmet ve kaygıların tek bir kaygı hâline getirilmesiyle olur. (Ta'arrıf, 88

Süfilerin anladıkları manadaki ceni, onlar için bunun bir hâl olmasıdır. Bu da kulun kaygılarının, toparlanması zor olacak derecede dağılmaması demektir. Aksine kaygılar derlenip toplanmalı ve kendilerini toplayanın şuhüdu ile tek bir cem'-fark

himmet ve kaygı hâline getirilmelidir. Kul başkası ile değil, sadece Allah ile olduğu zaman cem'/ hâli hâsıl olur

Cem'den sonra gelen tefrika hâli ise hazlarla ilgili olarak kul ile kaygıları arasında fark görülmesi, kul ile zevk ve menfaatlerinin arasındaki farkın müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a demektir. Böylece kul, kendisi ile nefsi arasındaki farkı görür, bundan dolayı hareketleri nefsi için olmaz. Bazen cem hâlindeki kul da hazlarına bakar, ona meyleder. Ancak bu tür arzularına ulaşmasına mâni olunur, kul ile arzuları arasına girilir, bunun için kul bu tür arzularından hiçbirini gerçekleştiremez. Bunu istemeyerek değil, aksine isteyerek gerçekleştirmez. Çünkü bilir ki, kendisi hakkında Allah'ın fiili budur. Allah bunu ona tahsis etmiştir, sadece onu cezb etmiştir, başkasını değil. (Ta'arruf, 88

Kaybetti cem onları önceki hâllerinden

Oysa var etmişti fark

Ebü Said Harrâz; Cem'in mânâsı O, kendini onlarda icâd ettirdi. Daha doğrusu, kendisi onlar için var olduğundan dolayı, onların varlıklarını yok etti demektir demiştir. (Ta'arruf, 90

Cem ve tefrika a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimeleri /a süfilerin çokça kullandıkları sözlerdendir. Ebü Ali Dekkâk şöyle der: Fark sana a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edilen şeydir; cem ise, sana nisbet edilmesi kabül edilemeyen şeydir. Bunun mânâsı şudur: Kulluk vazifelerini yerine getirmek ve beşeri hâllere uygun düşen diğer husüsları ifâ etmek, kulun irâde ve kesbiyle olur. Bu da farkı oluşturur. Hakk tarafındarı kalbde mânâ ve mârifet meydana getirilmesi, lütuf ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânda /a bulunulması gibi husüslar ise cem'dir. Süfilerin cem ve fark konusunda en alt hâlleri budur. Çünkü bu hâl, fiilleri görmek mâhiyetindedir. Hakk'ın itâat ve isyân mâhiyetindeki fiillerini gösterdiği kişi tefrika sıfatındaki bir kuldur. Hakk'ın, bizzât kendisinin idare ettiğini ve fiillerin kendisine ait olduğunu gösterdiği kişi ise cem'i müşâhede eden bir kuldur. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a halkı