Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

cemaatin (Tasavvuf Sözlüğü)

kullandığı terim değildir. (Fütühât, II, 501 Bir taifeye göre, fenânın, günâhların fenâsı olduğu gibi, beka da tâatlerin bekasıdır. Bu görüşün sâhibleriyle diğer bazılarına göre beka, kulun Allah'ın her şeyin üzerinde …

kullandığı terim değildir. (Fütühât, II, 501

Bir taifeye göre, fenânın, günâhların fenâsı olduğu gibi, beka da tâatlerin bekasıdır. Bu görüşün sâhibleriyle diğer bazılarına göre beka, kulun Allah'ın her şeyin üzerinde kaim olduğunu görmesidir. Bu görüş, fenâ hakkında, Fenâ, kulun fiillerinde kendi fiillerini Allah'ın o şekilde kaim kıldığını görmesidir diyenlerin görüşüdür

Bazılarına göre beka, Hakk ile bekadır. Bu da fenâ hakkında Fendi, halktan İyaratılmışlardan) fâni olmaktır diyenlerin görüşüdür. Bil ki, bize göre bu yolda bekanın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a fenânın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetinden /a daha şereflidir. Çünkü en düşük olandan fenâ, fâniye göre ebed derecesindedir

En yüksek olanda bâki olmak da bâkiye göre ebed derecesindedir. Bekanın seni bu durumdan ifnâ eden kuvvet ve hâkimiyeti vardır. Beka, Hakk'a mensub olman ve ona bağlanmandır. Bu anlamda beka bu yolda ehlullahın kendi dillerinde kullandıkları şekliyle en yüksek mertebedir. Fenâ varlığa nisbet edilmendir. Çünkü sen Ben şundan fâni oldum dersin. Oysa Hakk'a nisbet daha üstündür

Nisbet konusunda beka daha evlâdır. Çünkü beka ve fenâ birbirlerine bağlı iki hâldir. Bu yolda ancak fâni olan bâki, bâki olan fâni olur. Fenâ jle vasıflanan ancak beka, beka ile vasıflanan da ancak fenâ hâlinde olur. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bekanın nisbetinde Hakk'ı müşâhede, fenânın nisbetinde ise mahlüku müşâhede vardır. (Fütühât, II, 505

Tam bir arınmaya götürür fenâ

bu sözün özünü etmişim sana fedâ

Cümle şey hâliktir illâ vech-i Hakk

Vech-i Hakk'da hâlik olmaktır ehak

Kim olursa vech-i Bâki'ye sezâ

Küllü şey'e hâlikün olmaz cezâ

Geçdi lâ dan oldu illâ da bil

Kim ki illâ da ola fâni değil

Ol ki mâ vü men dise der-gâhda

Redd olur yok kadri bâb-ı şâhda

(Mesnevti, 1, 120

Allah'ın Zât'ından başka her şey fânidir. Madem ki O'nun Zât'ında yok olmamışsın, artık varlık arama

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fena-beka/" fenâ'-bekâ' /a Kim bizim Zât'ımızda, hakikatimizde yok olursa, yok olmak tan kurtulur, beka bulur

Çünkü o illâ dadır; lâ dan geçmiştir. Makamı illâ da olanlar ise yok olup gitmez, yani Hakk'da fâni olamaz. (Not: Tevhidi bildiren Lâ ilâhe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/illallah/" illallah /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cumlesinde/" cümlesinde /a kabül ve inkâr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimeleri /a bir arada geçer. Lâ ilâhe dediğimiz zaman, Allah'tan başka tanrı inkâr edilir. İllallah da ise Allah'ın varlığı tasdik ve kabül olunur. İşte bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a kelimelerini söyleyenlerden bir kısmı Allah'tan başka tanrıyı inkâr eder de, Yalnız Allah vardır demez. Böyle kişiler Lâ dan geçmiştir. İllâ da takılıp kalmıştır. Hâlbuki, kurtuluş yolunu bulan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a ; Allah'tan başka tanrıyı değil, kendi de dâhil olmak üzere, Allah'tan başka ne varsa her şeyi inkâr eder, onları yok bilir. Şefik Can

İşte bu yüzdendir ki, kim Hakk kapısında ben ve biz diyerek varlık iddiâ ederse, o kapıdan kovulur, Lâ makamında dolaşır durur. (Mesnevî , I, 196

Sıbgatullah oldu reng-i humm-ı Hü

Anda yek yek-reng oldu kâr-ı çâr-sü

Her ne kim ol Humdadır itsen suâl

Hum menem dâvâsıdır lübb-i meâl

Humda benlikdir ene'l-Hakk'dan nişân

Âteşem dir âhen-i âteş-feşân

Mahv olur âteşde rengi âhenin

Bâis oldu lâfı âteştir anın

Âteş ile humretinden bi-zebân

Pes ene'n-nâr ile lâf eyler hemân

İtdi rengin tab'-ı âteş muhteşem

Dir anınçün âteşem ben âteşem

Âteşem ben vâr ise sende gümân

Tut beni destinde eyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a

Âteşem ben eyler ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istibah/" iştibâh /a

Bir teveccühdür tarik-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/intibah/" intibâh /a

Tutdu âdem tâb-ı nür-ı Kibriyâ

Oldu mescüd-ı melâik bi-riyâ

Hem anın mescüdudur kim çün melek

Rühudur âzâde-i tuğyân-ı şek

(Mesnevî, II, 49

Vahdet küpünün rengi Allah'ın boyasıdır. Bütün sanatlar; her şey o küpte boyanır

Bir Hakk âşıkı o küpe düşse de sen ona; Kalk, küpten çık desen, neşesinden der ki Beni kınama ben küp oldum. (Not: Tevhid mertebesine eren kişiye Bu makamnıdan ayrıl! denilse, o oradan o kadar çok zevk duymaktadır ki, o neşe ile Ben yabancı değilim, hatta ben küpoldum, ben küpten ibâretim der. Şefik Can

Ben küpün demek; Ene'l-Hakk (Ben Hakk'ımı) demektir. Demir demirdir, ama ateş rengine girmiştir; o renge boyanmıştır

Demirin rengi, ateşin renginde yok olmuştur. Susmuş gibi görünür ama hâl dili ile ateşlikten dem vurmaktadır. Yani Ben ateşim demektedir. (Mesnevî , II, 364

Madenden çıkan ateş de kıpkırmızı olunca dilsiz, dudaksız Ben ateşim diye söylenir. O, ateşin renginden, ateşin huyundan alevlenmiş; ihtişâm, ululuk peydâ etmiş; bu yüzden de Ben ateşimi, ben ateşin demeye başlamıştır

Ben ateşim der, Şübhen varsa; ateş olmadığımı sanıyorsan, bir dene; elini bana dokundur.

Ben ateşim; şübhe ediyorsan bir an için yüzünü yüzüme koyuver.

İnsan da Allah'ın nüru ile nürlanırsa, Hakk'ın seçkini olur da melekler ona secde ederler

O yalnız meleklerin secde ettikleri kişi olmakla kalmaz. Melekler gibi şübheden, isyândan, azgınlıktan kurtulan insanlar da onun önünde saygı ile eğilirler. (Mesnevî, II, 365

Fenâ, Hakk'ın dışındakilerin önce ilmen (bilgi olarak), daha sonra cehden , en sonra da hakikaten (gerçekten) yok olmasıdır. Fenânın ilk inceliği, mârifetin fenâsıdır. İkincisi, talebin, mârifetin ve görülen şeylerin müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesinin /a düşürülmesi (ortadan kaldırılması) için fâni olmaktır. Üçüncüsü, fenânın müşâhede edilmesinden (farkında olunmasından) fenâdır. (Ravza, 495) fenâ'-bekâ' 255

Beka, fenâdan sonra kaim kalan şeydir. Birinci inceliği, ilmin ortadan kalkmasından sonra mâlürnun ilim olarak değil ayn olarak kalmasıdır (bilgi değil yaşantının kalmasıdır). İkincisi, müşâhedenin ortadan kalkmasından sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/musahede-edilenin/" müşâhede edilenin /a , sıfat olarak değil vücüd (varlık) olarak bekasıdır (yani müşâhede edilen Zât'ın sıfatlarının değil varlığının bâki olmasıdır). Üçüncüsü, hak olmayanı ortadan kaldırdıktan sonra devamlı hak olanın bekasıdır. (Ravza, 496

Fenâ an zâtik (kendi zâtından fâni olmanın mânâsı) ve bunun gerçekleşmesi şöyledir: Zâtın latif frühi) ve kesif (yoğun) maddeden oluşmuştur. Sendeki her zâtın bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a ve birbirinden farklı hâlleri vardır. Sendeki latifeler, her hâlde zamanlar içerisinde değişik süretlerdedir. Beden ise arazları (husüsiyetleri) değişse de tek bir şekilde sabittir. Eğer sen, Hakk'tan ve Hakk'ın dışında gördüğünü müşâhede etmekle zâtından fâni olur da, bu hâlde zâtını müşâhede etmekten gaib olmazsan, bu fenânın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a değilsin demektir. Eğer bu müşâhedede zâtını değil, müşâhede ettiğini görecek olursan, sen o zaman böyle bir fenânın sâhibisin demektir

Müşâhede ettiğini görecek olursan... diyerek yalnızca Hakk'ı müşâhede etmek şeklinde bir sınırlandırmada bulunmadık. Sebebi şudur: Bu fenânın sâhibinin müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şey, mükevvenâttan herhangi biri olabilir. Eğer sen bu fenâ hâlinde