Hüsn (güzellik) ve cemâl, hissedilen (duyularla
algılanan) şeyler dışında da mevcüddur. Meselâ şöyle denir: Bu güzel huy, bu güzel
bilgi, bu güzel yol ve şu güzel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâktır /a . Güzel huydan kasd edilen, ilim, akıl, iffet, şe
caat, takvâ, kerem, mürüvvet ve diğer güzel hasletlerdir. Bu sıfatlar beş duyuyla
değil, ancak bâtıni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiretin /a nüruyla idrâk edilir. (İhyâ , V,9
Celâl ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azamet /a , azalarda görülecek şekilde sıkıntılı korku ve bıktırıcı ürperti bırakırlar ve kalbe hakimiyet kurarlar
Müşâhede-i cemâl (Allah'ın cemâlini müşâhede) kalblere nürların, sırların, lütufların, lezzetli sözlerin, dostane ifâdelerin, önemli yüksek mekânlardan büyük ilâhi bağışlarla müjdelerin tecelli etmesi ve Allah'a yakınlık durumudur. Burada kulun hiçbir dahli olmaz, iş tamamen Allah'a döndürülür. Her şey ezeli nasibe bağlanır. Allah'tan bir rahmet ve bir isbât olarak artık pay ne ise o gelmeye başlar. Takdir edilen ölüm zamanı olan ecel gelinceye kadar devam eder. Bunun daha dünyâdayken verilmesinin sebebi, Allah'a şevkin şiddetinden dolayı sevginin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ifrat/" ifrât /a derecesine ulaşmaması içindir. (Fütüh, 22
Celâl kahr sıfatları demek olup İlâhi Hazret'tir
Cemâl, ilâhi rahmet cinsinden lütuf ve merhamet vasıflarıdır. ( Istılâh, 14
Celâl nedir? dersen şöyle cevâb veririz: Celâl, vücüdla beraber olan İlâhi Hazret'e ait kahr sıfatlarıdır.
Cemâl nedir? dersen, deriz ki; Allah'ın Cemil ismiyle, ilâhi rahmet cinsinden lütuf ve merhamet vasıflarıdır. Bu cemâl, âlemde celâli müşâhede edilen cemâldir. (Fütühât, TI, 130
Celâl, ilâhi bir sıfat olup, kalbe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a ve tâzim verir. Ve onunla Celil ismi zâhir olur. Bu ismin hükmü, hükümlerin en a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayret /a verenidir. Çünkü Hiçbir şey O'nun gibi değildir Şürâ, 42/11) ve İzzet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a Rabb'in, noksanlıklardan münezzehtir hükmü o ismindir
Bil ki, Allah'ın Cemil diye isimlendirildiği ve Zât'ının, Resülü'nün dilinden her şeyde tam mânâsıyla sevmesiyle vasıflandırdığı Müslim, Tahrimü'l-kibr, 91; Müsned, I, 399) cemâl, ilâhi bir vasıftır. Âlemde cemâlden başka bir şey yoktur. Çünkü Allah, âlemi kendi süretinden başka bir sürette yaratmamıştır. O güzeldir, o a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a âlem de bütünüyle güzeldir. O cemâli (güzelliği) sever, cemâli seven cemili (güzeli) de sever. O'nun süreti de cemildir. Bütün âlem güzeldir. Allah da güzeli sever. Cemâli seven, cemili sevmiş olur. Seven ise sevdiğini sadece rahata kavuşturmak veya bilmeyerek yapmış olduğu bir şeyden dolayı te'dib için azaba mârüz bırakır. Nitekim baba da çok sevmesine rağmen evlâdını eğitmek için, aynı şekilde azarlar ve disiplin uygular
Şu hâlde Allah'ın izniyle her nerede olursak rahat ve nimete kavuşuruz. Çünkü ilâhi lütuf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a , lütfa mazhar olan kişinin bilemeyeceği kadar rahmet barındırır. Madem âlemdeki cemâl O'na aittir, recâ, bast, lütuf, rahmet, şefkat, re'fet, cömertlik, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a , içinde nimetleri barındıran azab ondadır, öyleyse te'dib etmek de O'nun hakkıdır, O, güzel bir tabibdir. Bu da kalbdeki ve süretlerdeki eseridir. Kalbdeki eseri aşk, sevgi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyeman/" heyemân /a ve şevktir. Müşâhede anında kalbe fenâ hâlini bırakır. (Fütühât, II, 531-532
cemâl-celâl 167
Celâl mertebesinden ulühiyyet zuhür etmiştir. Halk, O'nu bilmekten âciz kalmıştır. Sizde bulunan bâtıni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetten /a dolayı, yeryüzündeki sırrınız bu isim sayesinde bilinir. Yine rükünlerin te'sirinden kurtulmanız için, sizdeki zâhiri nisbetten dolayı açıktan yaptıklarınızı bilir. Şu hâlde azim olan her şey de, hakir olan her şey de celildir. Bu celil lafzı ezdâddandır (zıt mânâlı kelimelerdendir
Ebü Said Harrâz'a Allah'ı neyle bildin? denmiş, o da Iki zıddı birleştirmesiyle dedikten sonra O Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır âyetini okumuştur. Yani aynı aynda ve aynı ayndan demektir. (Fütühât, IV, 252
O'ndan başka cemil (güzel) yoktur. Önce kendini sevdi, sonra kendini başkasında görmek için, âlemi kendi cemâlinin süretinde yarattı. Ona bakıp sevenlerin sevdiği gibi sevdi. Sonra, âleme seyreden olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a cemâline, mukayyed ve arzi (yeryüzüne dönük) cemâlini yerleştirdi. Bu şekilde âlemde bulunan şeyler güzel ile daha güzel arasında birbirinden farklı hâle geldi. Hakk bunu gözetti. (Fütühât, IV, 269-270
Cemâl, Allah'ın Zâtı için vechiyle tecelli etmesidir. Allah'ın mutlak cemâlinin bir celâli vardır. Bu da O'nun vechiyle tecellisi sırasında her şeyi kahretmesidir. Bu şekilde O'nu görecek kimse kalmaz. O, cemâli yüce olandır. Cemâli için bir yaklaşma vardır ki işte O bize bununla yaklaşır. Bu da, O'nun şu beyitte ifâde edilen her şeydeki zuhürudur:
Hiçbir şey değil
Ancak celâlin örter
Tüm a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatleri /a kucaklayan cemâlini
(Kâinâta tecelli ettin
örtüleri arasından
ve durdun gizledikleriyle
