(Râbia dedi ki:) Ben göğe, cenneti ateşle yakmağa, cehennemi de suyla söndürmeye gidiyorum. Böylece ne o kalsın ne de bu, asıl maksad ortaya çıksın, kullar Allah'a recâ ve havf femel ve korku) gözetmeden baksınlar. Allah'a mükâfat beklemeden ve azab korkusu olmadan kulluk etsinler. Böyle düşünmemin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cennet-i-ef-al/" cennet-i ef'âl /a sebebi şu: Insanlar cennet ümidi ve cehennem korkusu olmadan O'na kulluk ve itâat edecekler mi?
(Râbia şöyle duâ ediyordu:) İlâhi! Eğer sana cehennem korkusuyla ibâdet ediyorsam, beni cehennemde yak. Cennet arzusuyla ibâdet ediyorsam, bana cenneti haram kıl. Ben sana sadece senin için ibâdet ediyorum. Beni, cemâlini müşâhede etmekten malırum bırakma!
Ârif-i billah (Allah'ı tanıyan) cennet için mükâfât, ama cennet ârif için vebâldir
Cennet en büyük a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hicab/" hicâbdır /a . Çünkü cennet ehli cennette huzür bulur. Cennette huzür bulan, O'ndan başkasında huzür bulmuş olur. Bu sebeble perdelenmiştir
Mevtın-ı hâmis (beşinci vatan ya da mertebe) cennettir. O da atlas feleğinin çukuru ile sâbiteler feleğinin kamburu arasındadır. Cehennem... sâbiteler feleğinin dibinden merkeze kadardır. Çünkü yedi kat gök ve unsurların, ayrılma ve hükümden sonra cehenneme varması süret itibâriyle imkânsızdır. (Esfâr, 59
