Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

cennet-i zât (Tasavvuf Sözlüğü)

Cennet-i Zât, Ahadi Cemâl'in müşâhedesidir. O, rühun cennetidir. (Kâşânî, 41; Câmi’, 80 cer'â'/zevrâ' )) / sie Uzağı isteseler önlerinde Yönelseler sert kumlara Konup konakladıkları yerde kuş Obalarındadır yavruları …

Cennet-i Zât, Ahadi Cemâl'in müşâhedesidir. O, rühun cennetidir. (Kâşânî, 41; Câmi’, 80

cer'â'/zevrâ' )) / sie

Uzağı isteseler önlerinde

Yönelseler sert kumlara

Konup konakladıkları yerde kuş

Obalarındadır yavruları

Zevrâ fuzak) ile kasd ettikleri kutub mertebesidir. Doğru ve meşrü tarafa meylettiği için zevrâya böyle denmiştir. Önleri... , yani ameliyle değil, düşüncesiyle ve kalbiyle onların önündeydi. Zira onlardan âcizdir. Âcizin ise temenniden başka yapabileceği bir şey yoktur. Cer'â fsert kumlar) , mücâhede makamlarıdır, acıları yutmaktır. Zira o, perdelerden sülük etmektir

Enâhâ (kalsalar), yani kalmaya devam ediyor, zira bu zorlukları taşımaya gücü yetmedi. Sonra sözüyle cer'âyı kasd ediyor. Yani maksadına nail olmak için zorluk ve mücâhede makamlarında kalmaya devam ediyor. Şöyle diyor: Düşünceler ancak aslın hükmüne uygun yerlere yönelmiştir. Ârif ise, ebedi olarak ilâhi isimleri keşfetmeyi gerçekleştirmeye meyillidir. (Tercümân, 180

(Ayrıca bk. makâm/makâmât