vâridi olduğu da söylenmiştir. (Istılâh, 531-532; Fütühât, VI, 130
Bu iki hâl bazen temkin ehlinde bulunur. (Fütühât, II, 130
İnsanın, kabz ve bast diye adlandırılan iki hâlin bir araya geldiği bir çok hâli vardır. Bunlara ister havf ve recâ, ister vahşet ve üns, istersen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a ve teennüs (üns) bulma ya da daha başka şey söyle. İnsan ister ârif, ister temkin, isterse telvin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a bir mürid olsun, herhangi bir vakitte, herhangi bir sebebe ve gereğe bağlı olmadan bu hâllerle vasıflanmamış olması imkânsızdır. (Rüh, 39
Kabz, (içinde bulunulan) vakitte havf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a ibârettir. Zira esef duymak geçmişte olan bir şey için, havf ve çekingenlik gelecekteki bir şey için olur. Kabz ise (içinde bulunulan) vakitte meydana gelen bir mânâ içindir. Bazıları kabzın neticelerine bakarak şöyle demişlerdir: Kabz, kalbe gelen bir vâriddir. Kalbe azarlanmanın bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâreti /a veya zorla te'dibi hak etmenin gerektirdiği bir durum sebebiyle vârid olur.
Bazı süfiler ise şöyle demişlerdir: Kabz, havfın sonucunda meydana gelen bir hâldir. Havf bazen fark edilir, bazen de fark edilmez. Allah size yardım etsin! Biliniz ki kabz, kabzın kendisinden âlemde sâdır olduğu ilâhi makamda, Hakk Sübhânehü Hazretleri'nin, mahlükatının sıfatlarından biriyle sıfatlanmasıdır. (Fütühât, TI, 498
Bir tâifeye göre bast (içinde bulunulan) vakitte recâ hâlinden ibârettir. Bâzıları ise Kabz ve bast, içinde bulunduğu vaktin vâridini almaktır. Bir kahr ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/galebe/" galebedir /a demişlerdir. Bize göre bast, sâhibine, kendisinin eşyâyı ihâta etmesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a onu ihata etmemesi şeklinde hakim olan bir hâldir. Bastın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , derecesi yüksek olan kimselerden başkasına ait değildir. Bu hâl, derecesi düşük olanlara Hakk tarafından gelir ve onun derecesini yükseltir. (Fütühât, II, 499-500
Bast ehlinin kaygısı bast hâlini aşmaz. Ancak bast çok çeşitlidir. Amel bastı, ilim bastı, tecelli bastı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a bastı. Eğer amelde isen Ne? İlimde isen Kimin hakkında? , tecellide isen Kim? , murâkabede isen Kim için? Böyle her bastta bu şekilde sorular ortaya çıkar. Amelde bast hâlinde isen sana Neyi kasd ettin? , ilimde isen Mâlümun kimdir? , tecellide isen Kimi görüyorsun? , murâkabede Kimi murâkabe ettin? diye sorulur. İşte sen bu sorulara vereceğin cevâblara göre soru ve cevâba muhâtab olacaksın. Bast hâlinde olduğun sürece, sen hâline uygun olandan başkasını müşâhede etmezsin. Eğer içinde bulunduğun hâlin gerektirdiği şekilde cevâb verirsen, hükmen hakim olmuş olursun. Eğer kendi durumuna göre değil de, Hakk'a göre cevâblarsan, artık itikadına göre hak ne ise öyle olursun. Eğer nefsinle cevâblarsan kul cevâbıyla cevâblamış olursun. Mertebeler farklı farkhıdır. (Fütühât, TV, 440
(Kul) kalb makamında bast, nefs makamında recâ mesabesindedir. Bast hâli, üns, rahmet, lütuf ve kabüle işâreti gerektiren bir vâriddir. Nefs makamında havfın mukabilinin recâ olması gibi, bastın mukabili de kabz vârididir. Hakk makamındaki bast Allah'ın kuluna, halkla beraberken zâhiren bast (genişlik) vermesi, bâtınen de halka merhametinden dolayı kabz (sıkıntı) vermesidir. O her şeyi ihata eder, hiçbir şey onu ihata edemez. O her şeye te'sir eder, ama hiçbir şey ona te'sir etmez. (Kâşânî, 37; Câmi’, 78
Kabz (billah), kaçınma ve uzaklaşma gibi vahşete işâret eden bir vâridin kalbe hâkim olmasıdır. Bunun bahsi karşılığı olan bastta geçmişti. Bu hâl, çoğunlukla, bastın peşinde bast hâlinde olan sâlikten meydana gelen bir edebsizlik sonucu vâki olur. Kabz ve bastın havf ve recâdan farkı, havfın nefs katında arzu edilmeyen, recânın da arzu edilen bir şeyle alâkalı olması, kabz ve bastın ise içinde bulunulan vakitle alâkalı olup, sonrası ile alâkası bulunmamasıdır. (Kâşânî, 143; Câmi’, 92
Kabz ile a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a havassına işâret edilmektedir. Bunun ilk inceliği yükselme şeklindeki kabz ile kabz hâlinde bulunduklarından, âlemlerin gözünden sakındırılmış olan fırkadır. İkincisi kabz olunduklarından a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telbis/" telbis /a elbisesine bürünmüş olan ve âlemin gözünden gizlenmiş olan fırkadır. Üçüncüsü Hakk'ın kendilerinden kendi Zât'ına kabzettiği ve sır süzgecinden geçirdiği, böylelikle kendisine has kıldığı fırkadır
Bast ehli telbis ehlidir. Bunların ilk inceliği halka acıdıkları için bast hâlinde olanlardır. Halk onların nürlarıyla aydınlanır, ama onların sırları gizlidir. İkincisi mânâları güçlensin, bakışları sabitleşsin diye bast hâlinde olanlardır. Bunlara şahid olanlar, onların şahid olduklarına karışmaz. Çünkü onlar bu hâllerinde Hakk'ın murâkabesindedirler. Üçüncüsü ise yola işâret, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyete /a önder ve sâlikleri aydınlatmak için bast ehli olanlardır. (Ravza, 494
Hâller, hâl sâhiblerine ancak bu semâdan verilir. Bunlar kabz, heybet ve havf gibi celâliyet de olsa, bast, üns ve recâ gibi cemâliyet de olsa hakikatte birdir. (Esfâr, 164
Kabzın üç sebebi vardır: Bunlar ya işlediğin bir günâhtır; ya senden uzaklaşan veya azalan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâdır /a ; ya da malında, nefsinde, namusunda, ailende, namında, dünyevi ya da dini işlerinde veya daha başka şeylerde sana eziyet veren bir zâlimdir. Bu sebeblerden biri başına geldiğinde yapman gereken kulluk gereği şeriata başvurmandır. Bu da günâh konusunda tevbe, inabe (Hakk'a bağlanma) ve af dilemekle olur. Elinden giden veya eksilen dünyâlık husüsunda ise teslimiyet ve rızâ hâlinde olman ve Allah'tan mükâfâtını beklemenle olur. Zâlimin eziyeti konusunda da sabır, sükün ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a hâlinde olmalısın
Nefsine zulmetmekten sakın ki, ona mağlüb olup zâlimin hakkı konusunda hakkı fedâ etmeyesin. Aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a hem başkasına hem de kendine zulmetmiş olursun ve üzerinde iki zulüm toplanmış olur. Şayet yükümlü olduğun sabır ve taham512 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kabz-bast/" kabz-bast /a
mülü gerçekleştirebilirsen, Allah gönlüne bir genişlik verir, bunun sonucunda da affeder ve bağışlarsın. Belki de sana rızânın nürundan bir şey verilir. Sen de onun sayesinde sana zulmedene merhamette bulunur ve onun için duâ edersin, duân da kabül edilir. İşte bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddiklerin /a ve merhametlilerin derecesidir
Allah'a tevekkül et. Sana sebebini bilemediğin bir kabz hâli geldiğinde, -vakit gece ve gündüz olmak üzere ikidir, -kabz geceye, bast da gündüze benzer- yapman gereken üç şey vardır; konuşma, hareket ve irâde konusunda sâkin olmak. Bunu yaparsan yakında ya gününün ya da sana yönünü gösterecek yıldızının veya aydınlanacağın ayın yahut onunla görebileceğin güneşin doğuşuyla geceden kurtulursun. Yıldızlar ilim yıldızları, ay a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a ayı, güneş mârifet güneşidir. Gecenin karanlığında hareket edersen (Allah'ım) bize selâmet ver de ki helâk olmaktan kurtulasın
Bastın vâki oluşu da sebeblerden hâli değildir. Bastın üç sebebi vardır: Birincisi, çokça itâatte bulunma veya Allah'ın ilim ve mârifet gibi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânı /a . İkincisi, çalışma, cömertlik, hibe veya başka bir yolla elde edilen dünyâ malının çokluğu. Üçüncüsü de insanların medih ve senâları veya kendisine yönelmeleri, duâ isteğinde bulunmaları veya el öpmek vb. bir kısım tâzirnde bulunmalarıdır
Bu sebeblerden bir kısmı sana gelirse, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a (kulluk) bu nimet ve minnetlerin sana, itâatta, muvaffakiyete ve bunların sebeblerinin kolaylaştırmak için Allah tarafından verildiğini görmeni gerektirir. Sakın araya nefsini karıştırma. Bu nimetlerin senden geri alınmaması için nefsini sana uymaya zorla. Böylece Allah'ın lütfu ve itâate teşvik etmesi sebebiyle buna meftun olursun
Dünyâ malının çokluğuna gelince, bu da birincisi gibi nimettir. Çalışma bakımından gizli afetleri, diğer vâcib, mendüb ve haram olanlardan daha hafiftir. İnsanların övmeleri ve sâir tâzimlerine gelince, ubüdiyyet ayıpları örtme nimetine şükrü gerektirir. Allah'ın, senin gizli olan zerre kadar günâhını açığa çıkarmasından kork ki sonra en yakın olanlar bile artık sana nefretle bakarlar
Sebebini bilmediğin bast için de diyeceğim şudur: Ubüdiyyetin hakkı, istemeyi
