Hakk lisanıyla konuşmaya başlar. Çünkü o Hakk'la bir olmuştur. Buradan hitâb —-münâcâat hâlinde- muhâtab sigasından mütekellim sigasına; -zikir hâlinde ise- gaib sigasına intikal eder. Ancak hitâb eden kimdir, hitâb edilen kim? Aslında her ikisi de tek hâle gelmiştir. Bundan dolayı burada hitâbın kendisine yöneldiği bir başkası tahayyül edilemez
İşte bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , nefste meydana gelen bu şeyin ifşâsı laçığa vurulması) aslında haramdır. İfşâ eden, şataha (yalpalamaya, saçmalamaya) başlar. Ama onu ifşâ etmemek elinde midir? İşte bu süfinin buhrânıdır. Vecdin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddeti /a onu ifşâya zorlar. İfşâ edilen şey, kul ile Allah arasında bir sırdır. Çünkü fark ortadan kalkmış ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a gerçekleşmiştir
Süfi şatahta, kendisine ilhâm eden, onu konuşturan yüce bir ilhâm edicinin varlığını hisseder. İstiğrak hâlinde huşü yaşayan nefsle, yüce ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a arasında bir konuşma cereyan eder. Bu hâldeyken, nefsin dilinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimeler /a o vaktin hakikatiyle husüsi bir mânâya kavuşur. Nefsin bâtınında kudsi sözler işitilir. Sonra nefs, bir vakit için bu sözlere münâsib olarak lisanını düzeltir. İttihad kapısındaki sufiyi şatah izleri yakalar. Bu davet, (Allah ile) karşılaşmadır. Birinin devri diğerininkiyle değiştirilmek süretiyle iki âşığa dağıtılır. Nefste -Mahbübun maksadlarından habersiz bir şekilde- mütekellim sigasıyla konuşma arzusu meydana getirilir. İşte bu, nefsin tevâzüu için en çetin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasfiyesi/" tasfiyesinin /a son aşamasıdır
şatah/şatahât 949
Ebü Yezid dedi ki: Sübhâni, mâ âzame şâni (kendimi tenzih ederim, şânını ne yücedir)! Ardından şöyle dedi: Hasbiye min nefsi hasbi (Ben kendime yeterim, yeter!) Abdülkadir Geylâni'ye Ebü Yezid'in Ben öyle bir bahra (denize) daldım ki, peygamberler onun sahilinde kalmıştı sözünün ne mânâya geldiği sorulmuş, o da şöyle cevâb vermiştir: Eğer bu sözün ona ait olduğu doğru ise şu demektir: Onlar, geçmeye ehil olanları geçirmek, geçme ehliyetine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmayanları engellemek, boğulmakta olanları kurtarmak için denizin kenarında durdular. Nitekim üstün kişiler, diğerleri cennete girerken, onlara şefâat etmek için cennete girmede sona kalırlar.
Şatah: Ebü Yezid dedi ki: Beni görmen, senin için Rabb'ini bin kere görmekten daha hayırlıdır.
Ebü Yezid Bistâmi'ye: Mahlükatın tümü Hz. Muhammed'in livâsı 1sancağı) altındadır dediklerinde buna karşılık o, şöyle cevâb vermiştir: Vallahi benim sancağım Muhammed'in sancağından daha yüksektir. Benim sancağımı nürdandır; altında cinler ve tümü peygamber olan insanlar vardır.
Şatah, dilin, vecd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a tercüme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a , iddiâya yakın olan vecdin kaynağından taşan, sâhibinin icbâr altında ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mahfuz/" mahfüz /a olduğu (vecdin baskısı altında söylemek zorunda kaldığı, fakat mecbüriyet altında bulunmasından dolayı sorumlu tutulmadığı) sözdür
Ebü Hamza (Bağdâdi) şöyle demiştir: Horasanlı bir adam bana emni (Allah'tan emin olmayı, O'na güvenmeyi) sordu. Dedim ki: Sağ tarafında yırtıcı bir hayvan, sol tarafında yastık bulunan ve hangisine yaslanacağını ayırd edemeyen bir adam tanıyorum. Adam bana 'Bu şatahdır, bunun delilini getir dedi.
Süfilerden biri kendisine soru sorulduğunda, soruda iddiâ taşıyan bir ifâde varsa şu cevâbı verirmiş: Dilin şathından Allah'a sığınırım. (Luma , 422
Şatahın mânâsı, vecdin dile getirilmesi sırasında taşan feyzin kuvveti, yaşanan galeyânın ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/galebe/" galebe /a hâlinin şiddetiyle sarfedilen garib karşılanacak ifâdelerdir. Arab dilinde şatah, hareket demektir. Bir şey hareket ettiği zaman şatalıayeştahu denilir. (Lüma', 453
Ârifler, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a semâsına yükseldikten sonra vucüdu (varlığı; sadece Vâhid-i Hakk (Gerçek Bir) gördükleri husüsunda ittifâk etmişlerdir. Ancak onlar içinde bu hâle irfâni ve ilmi olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a kimseler vardır
Yine onlar içinde bu hâli bir zevk hâli olarak yaşayanlar bulunur. Bunların na
