Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

cisi Kelim (Tasavvuf Sözlüğü)

9, üçüncüsü Hârun se ı, dördüncüsü İdris şı, beşincisi Yusuf sss), altıncısı İsa sı, yedincisi Âdem'dir şe, Onların her biri ilâhi bilgiyle yıldızlar ve onların takdir edildikleri yörüngelerindeki hareketleri hakkındaki …

9, üçüncüsü Hârun se ı, dördüncüsü İdris şı, beşincisi Yusuf sss), altıncısı İsa sı, yedincisi Âdem'dir şe, Onların her biri ilâhi bilgiyle yıldızlar ve onların takdir edildikleri yörüngelerindeki hareketleri hakkındaki bazı sırları bilirler

Bunlardan her birinin (yaptıkları işlere göre) sıfat isimleri vardır: Abdülhayy, Abdülhalim, Abdülvedüd ve Abdülkadir. Bu dört isim dört evtâd ismidir. abdal Abdüşşekür, Abdüssemi ve Ahdülbasir de yine onların isimlerindendir. Her ilâhi sıfata bedel olarak bu abdâllardan biri vardır. Allah onlara o sıfatla bakar. O sıfat o kişiye galibdir. O ilâhi isimlere a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a olmayan hiçbir şahıs yoktur. Onlar, bu ilâhi sıfatın kendilerine sağladığı güce ve bilgiye sâhibdirler. Bu kimsenin bilgisi de o oranda olur

Bunlara şunun için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/abdal/" abdâl /a denmiştir: Bir yerden ayrılacak olduklarında, bakıldığında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendilerinin/" kendilerinin /a aynı olduğu şübhe götürmeyecek başka birini yerlerine bırakırlar. Aslında o, rühâni bir şahıstır. Kendisi hakkındaki bilinenlere göre bir şahsı kendi yerine geçmesi için bırakır. Bu mânevi kuvvete a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a herkes bedeldir. Allah abdâldan birinin yerine, başka birini tâyin eder de, onun bundan haberi olmazsa, o kişi sözü edilen bu abdâllardan değildir. (Fütühât, TI, 10

Zünnün Mısri'ye' abdâlın sıfatlarını sordum. Dedi ki: Ey Abdiülbâri, cevâblayabileceğim en zor soruyu sordun: Bak onlar celâlini bildiklerinden dolayı Rabb'lerine tâzim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a Allah'ı kalbleriyle anan bir topluluktur. Onlar, Allah'ın yarattıkları üzerine İtiüccetleridir. Allah onları mehabbetinin göz kamaştıran nüruna bürümüştür. Kendine ulaşmaları için hidâyetinin işâretlerini onlar için yükseltmiştir. Kendi irâdesiyle onları kulluk kahramanı yapmış, kulluğundan sapmamaları için üzerlerine sabır yağdırmış, murâkabesiyle bedenlerini tertemiz kılmış, şânına lâyık muâmelesiyle onları güzelleştirmiş, sevgisinden örülmüş elbiselere bürümüş, sevgisinin tacını başlarına koymuş, kalblerine O'na ulaştıracak gayb hazinelerinden yerleştirmiş, böylece onların düşünceleri O'na kilitlenmiş, gözleri gaybda O'na nâzır, ayakları O'nun kapısının eşiği üzerindedir. Onları mârifet ehlinin makamına oturtmuştur. (Riüh, 17

Evtâd, Allah'ın kendileriyle âlemi koruduğu kimseler olup, dört tânedirler. Bunlar abdâldan daha husüsidir. Kutbun sağında ve solunda bulunan iki imam bunlardan daha husüsi, kutub ise hepsinden daha husüsidir. Abdâl, kötü vasıfları iyilerle değiştiren kimseler için kullanılan ortak bir ad olup, kırk, otuz veya yedi gibi belirli bir sayıdaki kimseleri ifâde eder. (Meşârık, 119

Sahabiden sonra velilerin en büyüğü kutubdur. Sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/efrad/" efrâd /a -gerçi bunda ihtilâf vardır-, sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imaman-2/" imâmân /a , sonra evtâd, daha sonra ise abdâl gelir. (Meşârık, 120

Abdâl yedi, Kutbü'l-Gavs bir tanedir. Kutbü'l-Gavs rahmetli olunca yedi abdâl toplanır, içlerinden birini Gavs seçerler. Çoğu kez abdâllar bu vazifeyi üstlenmekten kaçınır ve buna karşılık velilerden ehil birini Gavs olarak seçerler. Şayet Gavs'ın seçiminde birlik sağlanamazsa Resülullah'a baş vururlar. O'na gelip, huzürunda beklerler, Resulullah onlardan birini seçer, bu kimse Kutbü'l-Gavs olur ve ism-i âzamın tecellisine mazhar olur, varlıklardaki ilâhi tecelli merkezleri kendisine boyun eğer, kendisine tecelli eden ismin hükmüyle mülk ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melekut/" meleküt /a âleminde tasarruf eder. Hz. Muhammed'in rühâniyetiyle kendisinden yardım istenen gavs olur. (Nefehât, 124

Abdâl, yedi kişi olup, her biri vehim ve hayalden kurtulmuş, fazilet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istikamet/" istikâmet /a ve itidâl ehlidirler. Dört zâhiri, dört bâtıni amelleri vardır. Zâhiri amelleri susmak, uykusuzluk, açlık, uzlettir

Ayrıca bu dört amelden her birinin zâhir ve bâtını vardır. Susmak, zâhiri Allah'ı zikretmenin dışında konuşmamak, bâtını ise kalbin bütün teferruat (ayrıntı) ve haberlerden uzak kalmasıdır. Uykusuzluk, zâhirinin uyumaması, bâtınının gaflete düşmemesi için uyanık olmaktır

Açlık, zâhiri sülükun kemâli için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ebrar/" ebrârın /a açlığı, bâtını ünsiyet için mukarrabünun açlığıdır. Uzlet ise zâhiri insanlarla muâşereti, bâtını insanlarla ünsiyeti terk etmektir. Bâtıni ameller ise şunlardır: Tecerrüd, tefrid, cem ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a

Abdâlın husüsiyyetlerinden biri de şudur: Abdâl, bulunduğu yerdeki toplumdan ayrılırken, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a yerine kendisi gibi birini bırakır. Bedel Hz. İbrâhim'in 4 kalbi üzerinedir. Bu bedellerden her birinin tâbi oldukları ve kendisinden feyz aldıkları birer imamı (önderi) vardır. Abdâlların kırk veya yedi kişi olduğu söylenir. Bunlar ahyârdandır. Her birinin kendi içlerinden imamları vardır. O imam o topluluğun kutbudur. (Câmi, 4

Abdâl yedi kişidir, ne artar ne eksilirler. Allah Teâlâ yedi iklimi bunlarla korur. Her biri bir iklimde bulunur. Her biri gücünü yedi semânın birinde bulunan peygamberden alır ki bunlardan birincisi Halil (İbrâhim)'dir . Birinci iklim onundur. Ve onların yedinci iklimin sâhibine kadar sıralamada en büyük olanıdır. İkincisi Kelim ss, üçüncüsü Hz. Hârun 4, dördüncüsü Hz. İdris sea, beşincisi Hz. Yusuf 5, altıncısı Hz. İsa 4, yedincisi Hz. Âdem'dir a

Bunların her biri ilâhi bilgiyle yıldızlar ve onların takdir edildikleri yörüngelerindeki hareketleri hakkındaki bazı sırları bilirler. Bunlardan her birinin (yaptıkları işlere göre) sıfat isimleri vardır: Abdülhayy, Abdülhalim, Abdülvedüd ve Abdülkadir. Bu dört isim dört evtâd ismidir. Abdüşşekür, Abdüssemi ve Abdülbasir de yine onların isimlerdendir. Her ilâhi sıfata bedel olarak bu abdâllardan biri vardır. Allah onlara o sıfatla bakar. O sıfat o kişiye galibdir. O ilâhi isimlere nisbeti olmayan hiçbir şahıs yoktur. Bunlar, bu ilâhi sıfatın kendilerine sağladığı güce ve bilgiye sâhibdirler. Bu kimsenin bilgisi de o oranda olur

Bunlara şunun için abdâl denmiştir: Bir yerden ayrılacak olduklarında, bakıldığında kendilerinin aynı olduğu şübhe götürmeyecek başka birini yerlerine bırakırlar. Aslında o rühâni bir şahıstır. Kendisi hakkındaki bilinenlere göre bir şahsı kendi yerine geçmesi için bırakır. Bu mânevi kuvvete sâhib olan herkes bedeldir. Allah abdâldan birinin yerine, başka birini tâyin eder de, onun bundan haberi olmazsa, o kişi sözü edilen bu abdâllardan değildir. Bu tesbitimizle günlük hayatta karşılaştıklarımız birbirine çok uyuyor. Meselâ Mekke'de Hâtim'in arkasında Hanbelilerle buluştuğumuzda bu yedi abdâlı görmüş, orada onlarla sohbet etmiştik. Çok hoşuma gitmişlerdi doğrusu. (Nebhâni, I, 40

abdü'l-'adlI 45 abdü'l- adl ( Jaade ) Abdüladi insanlar arasında hak ile hükmeder, çünkü o, Allah'ın AdI isminin mazharıdır. Bilmeyenlerin sandığı gibi adalet eşitlik değildir. Bilakis o, her hak sâhibine hakkını tam olarak ve hakkını hak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a ölçüde fazlasıyla vermektir. (Kâşânî, 114; Câmi’, 8