Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

cüd (Tasavvuf Sözlüğü)

ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a olan rahmettir. İkincisi ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a hükmü ve adaletin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan rahmettir. Birincisinin misâli, bir …

ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a olan rahmettir. İkincisi ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a hükmü ve adaletin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan rahmettir. Birincisinin misâli, bir kimseyi hesaba çekmeden cennete koyması, ikincisinin misâli ise, azabını çektirdikten sonra cennete koymasıdır. Mutlak rahmet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyetin /a bütün mahlükata ihsânıdır. Husüsi rahmet ise, havâssa tahkik yaygısı üzerinde bir lütuf olarak ihsân edilen rahmettir. Rahim, Hakk'ın sıfatıyla ahlâklanan kimselere verilen sıfat olabilir. Dünyâda ayıplardan sakınan kullar, âhirette cehennemden uzak olurlar. (Kavânin, 86

rahmet-i imtinâniyye-rahmet-i vücüdiyye 2) — Ağza) âz

Rahmet-i imtinâniyye, amellere evvelki nimetlerin ihsân edilmesini gerektiren ve her şeyi kuşatan rahmettir

Rahmet-i vücüdiyye; bu rahmet, Allah Teâlâ'nın Biz onu muttakilere yazacağız LÂrâf, 7/106) âyetiyle, muttaki ve muhsinlere söz verilen rahmettir. Yine bir âyette Allah'ın rahmeti mulısinlere yakındır LÂrâf, 7/56) buyurulmuştur. Bu vücüdi rahmet, imtinâni rahmete dâhildir. Çünkü amele karşılık vücüdi rahmetin vaadedilmesi, minnetin ta kendisidir. (Kâşânî, 149; Câmi', 84

râi / !)) Râi (yönetici): Siyâsi ilimlerde vukuf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işlerini düzene koymak için gerekli olan bilgiler konusunda mütehassıs olan kişiye verilen isimdir. (Kâşânî, 147; Câmi’, 83

nerede olursa olsun

rakib devam eder murâkabesine

hiç ara vermeksizin

ve korur bu sebeble onları

ve vakitleri bakımından

tasarruf eden zâta göre belirlenir

o a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a sâhibinin emrinden

özler ve varlıklar nasılsa öyle gelir bu emir

hiçbir şeyi gizli kalmaz murâkıbından

ister yüce olsun bu emir

Şiirin sâhibi Abdürrakib'e dâvette bulunuyor. Ancak, Hakk'ın kendi Zât'ını Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir âyetindeki mânâya göre tavsif a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a türden bir tenbihte bulunan kişinin mertebelerinde değil, ancak Rakib ismi ve onun bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a (bu daveti yapıyor). Çünkü Rakib, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a itibâriyle rukbâdan gelir. Rukbâ, bir şeyin murâkabesine (gözetimine) sâhib olmak demektir. Bir şeyin murâkabesine sâhib olunduğu zaman, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a şeyin sıfatları da o sâhib olunan şeye tâbi olur, ona o sıfat zıddında bir şey a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edilemez. Çünkü sen, herhangi bir sıfata sâhib olduğunda, bütün sıfatlara sâhib olman gerekmez. Fakat mevsüfa (kendisine sıfat verilen ya da sıfat sâhibi bir şeye) sâhib olduğunda, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a olarak bütün sıfatlara sâhib olursun. Çünkü sıfatlar, kendi başlarına var olamazlar, mevsüfa ihtiyaç duyarlar. Sıfatlar avcının tuzağı gibidir. Sen tuzağa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/malik/" mâlik /a olduğunda, o da sana mâlik olur. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a sen tuzağa mâlik olursan, ona hakikatini vereceğin de anlaşılmış olur

Allah şöyle buyurur: Nereye yönelirseniz, Allah'ın vechi oradadır. Bir şeyin vechi, o şeyin kendisi ve hakikatidir. Rakib, her şeyde ism-i fâildir. O her şeyi murâkabe ve müşâhede eder. Kulun her türlü davranış ve hareketlerini gözler. Kul da bütün hâl ve hareketlerinde, düşüncelerinde, gönlüne giren dünyâ ile alâkalı husüslarda O'nu gözetir. Bu makam sâhibi, devamlı olarak ilm-i ilâhiye mazhar olur. Sâhib olduğu ilim Zât ilmidir, Zât ilmine sâhib olunca, sıfat, isim, neseb ve ahkâm ilimleri de onu takib eder. Bu isim, çok a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sumullu/" şumüllü /a bir isim olmalı ki, murâkabeyi de şumülüne alabilsin

Murâkabe, bir şeyler elde etmeyi, hâdiselerden sakınma ve korunınayı gerektirdiğine göre, ilim de O'nun bilebileceğimiz sözüdür. Onu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihâna /a tâbi tuttuğunda, imtihân ettiği husüsta ne yaptığını görmek için kendisini murâkabe eder. Çünkü O, işe imtihân etmekle başlamamış, onların iddiâları üzerine kendilerini (sonradan) imtihân etmiştir. Çünkü onlara Ben sizin Rabb'iniz değil miyim? diye sormuştu. Onlar da Evet Rabb'imizsin demişler ve (böylelikle) bir iddiâda bulun796 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rakika/" rakika /a

muşlardı. Allah da onların doğruluğunu denemek için kendilerini imtihâna tâbi tutmuştu. Allah, kullarını kendi nefslerine ve Allah'ın da onların Rabb'i olduğuna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a tutunca, kendilerine merhamet etmiştir. Ancak Allah, kullarını kendi birliğine şâhid tutmamıştır (soru Ben tek olan ilâh değil miyim? şeklinde gelmemiştir). (Fütühât, IV,254