başka bir şey olmasıyla vasıflanması a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâl /a olduğu gibi, onu isbat etmek için aynının yok olması da muhâldir. Bilakis vücüd (varlık) yokluktan sonraki sıfatıdır. (Esfâr, 255
Ubüdet, kulun zâti bir vasfıdır. O, bizzât iftikar (muhtaç olma), yani (vücüb değil) imkândır. Ubüdiyyet, ubüdeti müşâhededen ve her hâl, makam, tecelli, mükaşefe, müşâhede ve menzilede onu sürekli düşünmekten gafil olmamaktır. İbâdet, ubüdetin gerektirdiği şeyle amel etmektir
Ubüdiyyette fenâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyeti /a müşâhede edememekten ve çeşitli şekillerde eşyâya yönelmekten ibârettir. Aralarında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyeti /a düşünmeye çağıranlar vardır. Bu, ilkinden daha düşüktür. Ubüdiyyetin düşünülmesi, muhtaç olma ve müstağni olmamayı (boyun eğmeyi, muhtaç olmayı ve ubüdiyyet makamının gerektirdiği şeyi) müşâhede etmektir. Aralarında alılâkı rahmaâniyyet ve cemâliyyet yönüyle düşünmeye çağıranlar vardır. Latif cemâliyyet; şefkat, rahmet, re'fet, af, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/musamaha/" müsâmaha /a , cömertlik, iffet ve benzerleri gibi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rahmaniyyet/" rahmâniyyet /a sıfatlarıdır. Aralarında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a kahriyyet ve celâliyyet yönüyle düşünmeye çağıranlar vardır. Celâliyyet, Allah için kızmak, Allah için kıskanmak, Allah'ın düşmanlarına büyüklenmek gibi kahriyyet sıfatlarıdır. (Esfâr, 274
Ubüdiyyete mazhar olmak, mümkünün hakikatine mutabık bir durumdur. Mümkün, vâcib ve muhâl arasında bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzahtır /a . Vâcib ve mümkün arasında asla bir fasıla yoktur. O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânının /a aynı olan ubüdiyyetinden gafil a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a , Vâcib Teâlâ'nın mertebesine müdâhale etmiş olur. Bu cehâletin tâ kendisidir. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatler /a değişmez. Nitekim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddiklerin /a mertebelerini geçen kimse nübüvvet makamına girer. Resülullahav ile Hz. Ebü Bekr arasında hiç kimse yoktur. Ubüdiyyet vasıflarına mazhar olan kul ile Rabb'i arasında da hiç kimsenin olmaması böyledir. (Esfâr, 321
İhsân makamının a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâli /a , ameli karşılık beklemekten, Allah'ın rızâsından başkasını kasd etmekten ve riyâ karıştırmaktan temizlemektir ki, işte ihlâsın hakiki mânâsı budur. İhsân makamının kemâline ancak bütün ibâdetlerde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiret /a nüruyla ulühiyyetin hazretini müşâhede etmekle ulaşılabilir
Allah'tan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a alâkayı keserek huzürun devamından ibâret olan kulluğun devamını gerçekleştirecek olan işte bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a makamıdır. Bu huzür, onlar tarafından Hz. Nebi'ye vuslata a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a adlandırılır. Aynı şekilde bu makama a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakka-l-yakin/" hakka'l-yakin /a de denir. Fenâ olarak da yorumlanır ki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a odur. Aynı şekilde sâlikin sıfatlarının Hakk'ın sıfatlarında fenâsı ve onda bekası olarak da yorumlanır. Bu sadece ilim bakımından değil, hem ilim, hem şuhüd hem de hâl olarak böyledir. (Buğye, 26
Ubüdiyyet, O'nun irâdesi yanında irâdeni kaldırmandır. (Câmi', 54
Ubüdiyyet, hakikat ehlinin ıstılâhında ahde vefâ, mevcüda rızâ ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mefkud/" mefkuda /a 1kaybolana) sabırdır ; Ubüdiyyet, ortaya çıkan kaderler konusunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtiyari/" ihtiyarı /a terketmektir ; (Kendisine atfedilecek) güç ve kuvvetten yüz çevirmektir ; Emredilen şeylere sevgiyle bağlanmak, yasaklanan şeylerden ayrılmaktır gibi târifler yapılmıştır
Zünnün'a göre ubüdiyyet, ...her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a O'nun kulu olmaktır.
Ceriri'ye göre ...nimetlerin kulu pek çoktur, ancak nimet verenin kulu azdır.
Ebü Ali Dekkak şöyle der: Sen bağları dinar veya dirhem veya kadın veya başka bir şey olan kimsenin kulusun. (Câmi' , 212
Ubüdiyyet, teslimiyetle birlikte boyun eğmek ve sırat-ı müstakim üzere yürümektir. Ubüdiyyet, Sevgilisi (olan Allah) ile fâni olan ve O'na yöneldiği ve O'nu istediği için kınanmanın acılığından zevk alan kulun vasfıdır
Ubüdiyyet, sınırlara uymayı gözeterek ibka edenin (Allah'ın) beka vasfıyla birlikte müşâhede eden kulun vasıflarının müşâhede edilende (Allah'ta) fenâ bulmasıdır. Kul kapıda bekleyen kimsedir. Azarlara boyun eğmeye devam eder. Kulun alâmeti, rızâsını isteyerek Mevlâ'sına boyun eğmektir. (Kavânin, 64
