Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

da güç ve kuvvetten (Tasavvuf Sözlüğü)

uzak kalmaya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işârettir /a buyurmuştu Ebü Abdullah Kureşi'ye tevekkülün mâhiyeti sorulmuş, o da demişti ki: Her hâl içinde Allah Teâlâ'ya bağlanmaktır. Soruyu soran kişi, biraz daha …

uzak kalmaya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işârettir /a buyurmuştu

Ebü Abdullah Kureşi'ye tevekkülün mâhiyeti sorulmuş, o da demişti ki: Her hâl içinde Allah Teâlâ'ya bağlanmaktır. Soruyu soran kişi, biraz daha açıklama isteyince: Seni başka bir sebebe götüren tüm sebeblere dayanmayı bırakıp, sebeblerin yaptığı işi Hakk Teâlâ'dan beklemektir. Birinci cevâb, üç makamı da içine alan umümü bir târiftir. İkincisi ise husüsi olarak üçüncü makama işârettir. (İhyâ', IV, 327

Mütevekkil, kalbi güçlü, nefsi Allah'ın fazlıyla tatmin olmuş, zâhiri sebebler olmadan da Allah'ın tedbirine güvenebilen kimsedir. (İhyâ', IV, 343

Dört ârızayı (engeli) dört şeyle aşmaya ihtiyaç vardır: Rızık konusunda Allah Sübhânehü ve Teâlâ'ya tevekkül, tehlike anında işleri O'na tefviz (havâle etmek), sıkıntı anında sabır ve kazânın cereyan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a anda rızâ. (Minhâc, 4

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevekkul/" Tevekkül /a üç durumda verilen bir isimdir: Birincisi kısmettir. Burada tevekkül Allah'a güvenmektir. Çünkü o, sana kısmet ettiği şeyi geri bırakmaz (kısmetin neyse seni bulacaktır, nasibin ne ise odur). O'nun hükmü asla değişmez. Bu, nasslarla vâcibdir

İkincisi yardım ve zaferdir. Burada tevekkül, çalışıp yardım istediğinde Allah'ın yardımına dayanıp güvenmektir. Allah Teâlâ: (Bir şeye) azmettiğinde Allah'a tevekkül et Âl-i İmrân, 2/159) buyurur

Üçüncüsü rızık ve ihtiyaçtır. Çünkü Allah Teâlâ, kendi hizmeti için ve O'na ibâdet etmene imkân vermek amacıyla bedenini ayakta tutmayı üstlenmiştir. (Minhâc, 47

Tevekkülün târifi (hakkında) bazı şeyhlerimiz demişlerdir ki Tevekkül, kalbin, başkalarından alâka ve ümidi keserek Allah'a dayanmasıdır.

Bazıları ise, Maslahata göre, kalbin başkalarından alâkasını keserek Allah'a yönelmesidir demişlerdir

Şeyh İmam Ebü Amr tevekkül husüsunda şöyle demiştir: Tevekkül, alâkayı kesmektir. Alâka ise, niyetindeki desteği Allah'tan başkasına mal etmendir.

Şeyhim İmam (Ebü Ali Fârmedijr" de demişti ki: Tevekkül ve taalluk iki zikirdir: Tevekkül, niyetini destekleyenin Allah olduğunu söylemek, taalluk ise Allah'tan başkası olduğunu ifâde etmektir.

Bana göre bu sözler bir tek asla döner: Tevekkül, bedenini ayakta tutan ve ihtiyaçlarını karşılayanın Allah olup, O'nun dışındaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a metâı veya başka herhangi bir sebeb olmadığına kalbinin inanmasıdır. Üstelik Allah dilediği takdirde, bir kulunu veya bir dünyâ metâını sebeb kılabilir. İsterse sebebleri araya katmaksızın kudretiyle yetebilir. Buna kalbinle inanır, bu inancı kalbine yerleştirir, yaratıklardan ve sebeblerden bir kere kalben alâkayı keser de bir olan Allah Teâlâ'ya bağlanırsan, gerçek bir tevekkül hasıl olur ki, işte bu tevekkülün târifidir

Hısn-ı tevekkül (tevekkül kalesi), tevekküle sebeb olan şeydir. Bu da Allah'ın teminatını hatırlamaktır. O, kalelerin kalesi, Allah'ın celâlini, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a kemâlini, kudretini, tagayyürden (değişiklikten) beri olduğunu zikretmek, kendi yanılmasını, aczini ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/noksanligini/" noksanlığını /a düşünmektir. Kul bu tür zikirlere devam ederse bunlar onu rızık işinde Allah'a tevekkül etmeye götürecektir. (Minhâc, 48

Şeytanla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucadele/" mücâdelede /a ve onun def a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesinde /a yardımcı olan hasletlerin başında ihlâs gelir... Bundan başka, istiğnâ billah (Allah'la yetinmek), O'na güvenmek ve tevekkül etmek, bütün hâl ve hareketlerinde O'na dönmek, şübheli şeylertevekkül 1097 den ve haramlardan sakınmak konusunda verâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olmak, halka minnet etmeyi terk etmek, dünyâ işlerinde mübâh ve helâlleri azaltmak, geceleyin araştırma yapmaksızın rastgele odun toplayan gibi, helâl haram demeden, iştahla ve hırsla eline geçirdiğini yememek. Kim yiyeceğinin ve içeceğinin nereden geldiğine aldırmazsa, Allah da onu, cehenneme hangi kapısından atacağına aldırmaz. Kula düşen, bu husüsta gerekli hassasiyeti göstermektir. Bunu yapmalıdır ki, şeytan kendisinden ümidini kessin ve böylece Allah'ın rahmet ve yardımıyla kurtulsun. Eğer böyle hassas davranmazsa, şeytan onun gönlünü ve kalbini hükmü altına alır. (Gunye, IT, 98-99

Niyetin anahtarı nedir?" diye sordular, ben de Yakindir dedim. Yakinin anahtarının ne olduğunu soranlara ise, Tevekküldür dedim. Bu sefer de tevekkülün anahtarının ne olduğunu sordular, buna da Havf cevâbını verdim. (Gunye, II, 125

Tevekkül, işleri Allah'a tefviz etmek fısmarlamak , ihtiyâr (seçme; ve tedbirin karanlığından kurtulmak, ahkâm ve takdiri müşâhede makamına çıkmaktır. Bu hâldeki bir kul, taksimde herhangi bir değişme olmadığını, kendisine ayrılan şeyin elinden alınamayacağını, kendisine ayrılmayan şeye ise asla kavuşamayacağını kesin olarak bilip, Mevlâ'sının vaadine inanır ve hissesini O'ndan alır

Tevekkülün üç derecesi vardır: Tevekkül, teslim, tefviz. Tevekkül eden, Allah'ın vaadine güvenip huzür bulur. Teslim olan, O'nun (hâlini) bilmesiyle yetinir. Tefviz sâhibi ise Allah'ın hükmüne râzı olur

Tevekkül başlangıçta, teslim ortada, tefviz ise sondadır diyenler de vardır. Yine denilmiştir ki, Tevekkül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a , teslim evliyânın, tefviz ise muvahhidlerin sıfatıdır. Yine Tevekkül avâmın, teslim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a , tefviz ise ehâss-ı havâssın sıfatıdır demişlerdir. Bazıları ise Tevekkül nebilerin, teslim Hz. İbrâhim'in seen, tefviz ise Peygamber Efendimiz'in sıfatıdır demişlerdir. (Gunye, II, 189

(Makamlardan...) ...tevekkül, Allah'a güvenip, Allah'tan başkasında olana tamah etmemek, yalnız O'na itimat etmektir. (Âdâb , 20

kul, makamlara terfi etmeyi hâlleri artırarak sürdürür. Bu münâsebetle, tevbeye varıncaya kadar hâllerle makamların iç içe olduğu görülür. İçerisinde hâl ve makam bulunmayan hiçbir fazilet yoktur. Zühdün hâli ve makamı vardır, tevekkülün de hâli ve makamı vardır, rızânın da hâli ve makamı vardır. ( Avârif, 275

Seri Sakati'ye göre tevekkül, Kendi güç ve kuvvetinden sıyrılmaktır. Cüneyd Tevekkülün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , kulun Allah'a karşı var olmadığı zamanki gibi olması; Allah'ın da kulu için, kendisini yaratmadan önceki gibi olmasıdır demiştir

Sehl şöyle der: Tevekkül hâriç her makamın bir yüzü fönü) ve bir de ensesi farkası) vardır (her makam artar, eksilir, ilerler ya da geriler). Tevekkülün yüzü vardır, fakat ensesi yoktur. Bazıları Sehl'in bu sözüyle kifâyet tevekkülünü değil, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyet /a tevekkülünü 1098 tevekkül

kasd ettiğini söylemiştir. Allah Teâlâ tevekkülü imânla birlikte zikretmiştir: İnanıyorsanız sadece Allah'a tevekkül edin. Mâide, 5/23

(Zühdden sonra tevekkül gelir ki bu yolun en büyük rükünlerinden biridir. Şeyh (Ibn Arabijh şöyle demiştir (Esfâr):) Tevekkül, kalbin Allah'a dayanması, Allah'ın dünyâda yaratmış olduğu ve nefsin meyledip hoşuna gittiği şeyleri elde edemediği için ıstırâb duymamasıdır. Eğer üzülür, ıstırâb duyarsa mütevekkil değildir (tevekkül etmemiştir

Tevekkül mü'minlerin sıfatıdır. Ya mü'minlerin âlimlerine ne dersin? Tevekkül, Allah Teâlâ'nın Kitâb'ında ifâde buyurduğu gibi , âlime ancak mü'min olması sebebiyle sıfat olur. Allah'ın böyle ifâde etmesi boşuna değildir

Tevekkül, eğer nazari ilim sâhibi olan âlimlerin sıfatı olsaydı, ( Allah) tevekkülü tmânla birlikte zikretmezdi. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , hangi şeriat olursa olsun, mü'minlerin dışında kalanların tevekkülde ortaklığı bulunmaz

Bunun sebebi, hiçbir şeyin Allah'a aklen vâcib olmamasıdır. O bir şeyi, ancak kendisi kendisine vâcib kılar. Bu da ilim sıfatıyla değil, imân sıfatıyla kabül edilir. Çünkü O, kefil olduğu zaman, kefil olduğu husüsta Fe'âlün limâ yürid'dir (dilediğini yapar) . Böyle haber vermiştir. (Fütühât, II, 196; Esfâr, 95

Meselâ tevekkül, kalbin Allah'a dayanması, Allah'ın dünyâda yaratmış olduğu ve nefsin meyledip hoşuna gittiği şeyleri elde edemediği için ızdırâb duymamasıdır. Bu durumda kalbin meyli, tâyin edici sebebe (Inihâi sebeb olan Allah'a) olur. Bu husüsta, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a Allah'a karşı bir güven bulur ki O, kendisini buna götüren diğer bütün sebeblerden daha büyüktür. Meselâ aç olup, açlığını giderecek gıda türünden bir sebebi olmayanla, aç olup da açlığını giderecek gıda türünden bir sebebe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a kimse gibi. Açlığını giderecek sebebe sâhib olan kişi, bundan dolayı kuvvetli olur (daha kuvvetli görünebilir, ama), yanında Allah'tan başka bir şeyi olmayan diğer kişi, huzür ve sükün bakımından onunla aynı durumdadır. (Fütühât, IV, 222

Yakin makamları dokuz tanedir: Onlar, tevbe, zühd, sabır, şükür, havf, rızâ, recâ, tevekkül ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbettir /a . Bu makamlardan hiçbirinin, Allah ile tedbir ya da tercihin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ortadan-kalkmasiyla/" ortadan kalkmasıyla /a (düşünülmesi) doğru olmaz. (Tenvir, 8

Tevekkül, Allah'a tevekkül eden kimsenin, kontrolünü Allah'a teslim etmesi ve bütün işlerinde O'na dayanmasıdır. Bunları yapan kimse, tedbiri kaldırır, kaderin akışına teslim olur. Tedbirin ortadan kaldırılmasının tevekkül ve rızâ makamıyla alâkası, diğer makamlarla alâkasından daha açıktır. Bu, mehabbet makamıyla tenâkuz teşkil eder (çelişir). Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seven-kimse/" seven kimse /a , sevgilisinin sevgisine batmış, sevgilisiyle irâde birliği hâlinde olmuştur. Artık sevgili, onun bizâtihi arzusu olmuştur

tevekkül 1099 Sevenin Allah'a karşı tedbir almaya zamanı yoktur. Çünkü onun Allah'a olan sevgisi, kendisini yeteri kadar meşgul etmektedir. Bunun içindir ki bazıları şöyle söyler: Kim sırf Allah rızâsı için bir şeyin lezzetini tadarsa, Allah da onu mâsivadan alıkoyar.

(Tevekkül,) rızâ makamıyla da tenâkuz oluşturur. Bu da açıktır, kendisinde hiçbir karışıklık yoktur. Râzı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a , Allah'ın ezelde kendisine takdir ettiğine râzıdır ve onunla yetinir. Durum böyleyken, Allah'ın kendisi hakkında takdir ettiğine karşı nasıl tedbire yeltenebilir? Tedbire yeltenmez, çünkü Allah'ın kendisi hakkındaki takdirine boyun eğer. Rızâ ışığının kalblerdeki bütün kirleri temizlediğini bilmiyor musun? Allah'tan râzı olan kimseye, Allah da kendi hükümlerinin rızâ nürunu gönderir, böylece o kimse, tedbir diye bir şey düşünmez. Kula, efendisinin kendisi için seçmiş olduğu güzel şeyler yeter. (Tenvir, 14

Rızık husüsunda sebebin bulunması, Allah'a tevekküle aykırı değildir. (Tenvir, 53

Tevekkül, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a üzerine binâ edilir. Tevhid birkaç tabakadır: Birincisi, kalbin Allah'ın birliğini Allah'tan başka ilâh yoktur, O birdir ve ortağı yoktur, mülk O'nundur, hamd de sadece O'na mahsüstur, O her şeye kadirdir diyerek tasdik etmesidir. Delilini bilmeden bu sözü tasdik etmek avâmm itikadıdır

İkincisi, muhtelif varlıkları görmek, ama bunların sadece bir olan Allah'tan sudür ettiğini bilmektir. Bu ise mukarrabünun makamıdır

Üçüncüsü, insanın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basireti /a , Allah'tan başka fâil olmadığını görebileceği şekilde açılınca, O'ndan başkasına nazar etmez. Korkusu O'ndan olur, O'ndan ümid eder, sadece O'na güvenip dayanır. Çünkü, hakikatte fâil sadece O'dur. O herşeyden münezzehtir, her şey O'nun emrindedir. Ekinin bitmesinde yağmura güvenmediği gibi, yağmurun yağmasında buluta, geminin hareket etmesinde de rüzgâra güvenmez. Çünkü işlerin meydana gelmesinde sebeblere dayanmak cehâlettir. Kendisine hakikatin kapıları açılan kimse, rüzgârın kendi kendine esemeyeceğini, onu estirecek bir gücün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a olması gerektiğini bilir

Kulun, deniz yolculuğunda sağ sâlim karaya çıkmasını rüzgâra bağlaması, boynunun vurulması için krala getirilen, sonra onun affına mazhar olan, sonra da (af emrinin yazıldığı) mürekkeb, kâğıt ve kaleme teşekkür etmeye başlayan ve Bunlar olmasaydı ben kurtulamayacaktım diyerek kalemi görüp, kalemi tutan eli görmeyen kimsenin yaptığı işe benzer. Bu büyük bir cehâlettir. Kalemin bu husüsta bir vazifesi olmadığını bilen kimse ise kaleme değil, yazana teşekkür eder. Allah'ın bütün yaratkıklarına hâkimiyeti, kâtibin elindeki kaleme hâkimiyetinden daha büyüktür. Sebebleri var eden ve istediğini yapma gücüne sâhib olan Allah'ı noksanlıklardan tenzih ederim. (Kudâme, 354

Tevekkül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a , vekâlet mastarından türemiştir. Bir kimse işine filanı vekil etti mânâsında İşini ona havâle etti ve güvendi denilir. Şu hâlde tevekkül, kalbin müvekkel'e vekil kılınan Allah'a) dayanıp güvenmesinden ibârettir. Bir kimse birine ancak şu husüsiyetleri taşıdığı takdirde güvenip dayanır: Şefkat, kuvvet ve