Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

dan (Tasavvuf Sözlüğü)

gaib olan şöyleri gördü, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a mânâları ona keşfolundu. Kalbiyle nefs ve halktan ayrıldı, nefsinin kuvvetiyle değil, Rabb'iyle kaim oldu. Sırrı liç a href …

gaib olan şöyleri gördü, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a mânâları ona keşfolundu. Kalbiyle nefs ve halktan ayrıldı, nefsinin kuvvetiyle değil, Rabb'iyle kaim oldu. Sırrı liç a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâsı /a ) Rabb'iyle keşfolundu, Rabb'iyle meşgul oldu. Allah'ı başkalarına tercih etti. Çünkü O'nun en büyük, en yüce, tâzime en lâyık, en şerefli, en cömert, en ulu, en iyi bilen, en zengin ve lütufkâr olduğunu anladı. Gönlünün nüru O'nun azametini müşâhede içinde garkoldu. Allah Teâlâ'dan gelen feyizler denizinde boğulmuştur. Yardımlarının sonu yoktur. O'nun lütfuna hiç kimse ulaşamaz. (Beyân, 85

İrfân; tefrik, nakz, terk ve redd ile başlar; sıdk ile a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-yid/" te'yid /a edilmiş Zât'a ait Hakk'ın tüm sıfatlarında derinleşir, onlara gark olur, Vâcib'de sona erer ve sonra durur, süküna erer. (İşârât, IV, 96

İrfânı irfâna tercih eden kimse ikinciyi söylemiştir. İrfânı bulduğunu söyleyen kimse, sanki onu bulmamıştır. Bilakis onunla Marüf'u bulmuş, vuslat denizinin en derin dibine dalmıştır. Orada öncekinden daha az olmayan dereceler vardır. Biz burada sözü kısa tutacağız. Çünkü söz onu anlatamaz. İbâre onu şerh edemez. Söz onu hayâlsiz keşfedemez. Onu bilmek isteyen kimse, müşâfehe ehli (konuşanlar) değil, müşâhede ehline; rivâyet dinleyenlere değil, ayna vasıl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a yanına gitsin! (İşârât, IV, 99

Ârifin üç mertebesi vardır: Birincisi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masivadan/" mâsivâdan /a dönmek ve perdeleri ortadan kaldırmaktır. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a olana zâhid denir. Hakk'ı halktan saklı tutan üç çeşit perde vardır: Küfür perdesi imânı, dünyâ perdesi âhireti perdeler. (Bu ikinci durumda kişi) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a olsa bile âhireti dünyâsıyla örtülüdür. Dünyâ işinde çalışkan, âhiret işinde mütevekkil olur. (Üçüncüsü ise) ehl-i cennetin avamnının perdesidir. Onlar nimet vereni unutup O'nun nimetleriyle meşgul olurlar. O gün cennetlikler gerçekten nimetler içinde safâ sürerler. Yâsin, 36/55) Cennet ehlinin havassı ise bu perdeyi yırtarlar. Cennet onları göz açıp kapayıncaya kadar bile Allah'tan alıkoyamaz

İkincisi riyâzet yolunda Allah'a gitmektir. Bu hâlde olana âbid denir. Sonuncusu ise Allah'a vâsıl olmaktır. Bu hâlde olana ârif-i billah denir. Bundan dolayı Hz. Şeyh 1?) şöyle demiştir: İrfan, tefrik, nakz, terk ve redd ile başlar; Hakk'ın Zât'a ait sıdk ile te'yid edilmiş tüm sıfatlarında derinleşir, onlara gark olur, Vâcib'de sona erer ve forada) durur, (süküna erer). (Ravza, 435

(Ayrıca bk. ma'rifet/ma'rifetullâh