Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

dece itibârla (Tasavvuf Sözlüğü)

ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işlerini tefekkürle ve dünyâ ile âhiret işleri arasında selim aklı fâsid görüşlerden, temiz nefsi çirkin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâktan /a ayırabilecek ve a …

ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işlerini tefekkürle ve dünyâ ile âhiret işleri arasında selim aklı fâsid görüşlerden, temiz nefsi çirkin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâktan /a ayırabilecek ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a sağlam neticelere varmayı sağlayacak mukayeselerle mümkün olur. Bunun açıklaması şöyledir. Akıllı insan, insanların çoğunluğunun sözü üzerinde düşündüğü zaman, onların üzerinde neş'et etmiş oldukları bu yurdu, dünyâ ismi ile adlandırması ve onun nimetlerini zemmetmesi, âhiret yurduna ve onun şerefine delâlet eder. Çünkü dünyâ lafzı, uhrâya (diğerine, sona) götürür. Nitekim uhrâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a de ülâ ya (ilk olana, önce gelene) delâlet eder. Her ikisi de muzâf türündendir. (İhvân, Il, 81

Dünyâ metaından ve onun güzelliklerinden yüz çeviren kimseye zâltid ismi husüsi bir isim olmuştur. (İşârât, IV, 57

Riyâzet üç maksada yönelik olabilir: Birincisi Hakk'tan başka birini seçme alışkanlığını terketmektir. İkincisi nefs-i emmâreyi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal-ve-vehm/" hayal ve vehm /a (düşünce) kuvvetlerini, kudsi emre muvâfık fikirlere çekebilmek ve süfli fikirlere muvâfık fikirlerden alıkoymak için nefs-i mutmainneye itâat ettirmektir. Üçüncüsü tenebbüh (dikkat ve uyanıklık) için sırrı süküna erdirmektir

Birincisine hakiki zühd yardım eder. İkincisine pek çok şeyle beraber tefekkürle desteklenmiş ibâdet yardımcı olur. Sonra nefsin kuvvetlerine hizmet eden bestelenmiş sözlerden ibâret olan şarkılar, vehme kapı aralar. Zeki bir insana ait belâgatli ibâreler ve yumuşak nağmelerden ibâret olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmın /a kendisi zaten vaaz eder, güzel bir tesir bırakır. Üçüncü maksada gelince ona güzel fikirle, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetin /a sultasının değil, Mâşük'un vasıflarının emrolunduğu iffetli bir aşk yardım eder. (İşârât, IV, 78

Ebü Osman demiştir ki: Zühd, dünyâyı terk etmen ve dünyâlığa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a kimselere aldırış etmemendir.

Ebü Ali Dekkak'ın şöyle dediğini işitmiştim: Zühd dünyâyı terk etmen, Elimdeki dünyalıkla bir tekke, bir mescid yaptırırını dememendir.

Yahyâ Muâz (Râzi); Zühd, insana mülkünü cömertçe dağıtmasını; hubb 1sevgi) ise rühen cömert olmasını getirir demiştir. İbn Cellâ da Zühd, gözünde küçük görünsün de, yüz çevirmek kolay olsun diye dünyâyı yok hükmünde görmektir demiştir

İbn Hafif Zühdün alâmeti, mülk olan bir şey elden çıkınca rahatlamaktır demiştir. Yine o; Zühd, kalbden sebeb fikrini çıkarmak ve elleri mülkten silkelemektir demiştir. Zühd, nefsin dünyâdan külfetsiz bir şekilde uzaklaşmasıdır da denilmiştir

Nasrâbâzi şöyle demiştir: Zâhid dünyâda garibdir, Allah Teâlâ hakkında irfân a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olan ârif ise âhirette de garibdir.

zühd 1283 Denilmiştir ki: Zühdünde sâdık a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimseye /a , dünyâ boynunu eğerek gelir. Bunun için Gökten bir taç düşse, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a onu istemeyen bir kişinin kafasına isâbert ederdi denilmiştir.

Cüneyd demiştir ki: Zühd, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır. Ebü Süleyman Dârâni demiştir ki: Yün aba giymek zühd alâmetlerinden biridir. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , kalbinde beş dirhem değerinde elbise giymek arzusu bulunan bir zâhidin, üç dirhem kıymetinde bir aba giymemesi gerekir İçünkü böyle yaparsa, niyetiyle fiili arasında ikilik söz konusu olur).

Selef zühd husüsunda ihtilâf etmiştir. Süfyân Sevri Ahmed Hanbel, İsâ Yunus gibi selef ulemâsı, dünyâ husüsunda zühd sâhibi olmanın kasr-ı emelden ibâret olduğu görüşündedirler. Bunların ortaya koyduğu fikirlerin, bizzat zühd değil, zühdün âmilleri ve zühdü gerektiren şeyler mânâsında anlaşılması gerekir. Abdullah Mübârek, Zühd, fakirlikten memnun bir hâlde Allah Teâlâ'ya güvenmektir demiştir. Şakik Belhi ile Yusuf Esbât da bu kanâattedir. Fakat bu da bizzat zühd olmayıp, zühd alâmetlerinden biridir. Çünkü kul Allah'a güvenmedikçe zühde gücü yetmez

Abdulah Zeyd Zühd, dünyâyı ve dirhemi (maddi değerleri) terk etmektir demiştir

Ebü Süleyman Dârâni demiştir ki: Zühd, Hakk Teâlâ ile meşgul olmana mâni olan her şeyi terketmendir.

Ruveym, Cüneyd'e zühdün ne olduğunu sorduğunda Cüneyd şöyle cevâb vermiştir: Dünyâyı küçük görmek ve kalbde yer etmiş bulunan her türlü eser ve te'sirlerini silmektir

Seri demiştir ki: Zâhid nefsiyle meşgul olmadığı zaman hayatı güzelleşmez. Ârif ise