Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

diğinde hüsn-i tevekkül (Tasavvuf Sözlüğü)

elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a hüsn-i rızâ ve kaybettiğinde hüsn-i sabır. Muttaki, hevâsına tâbi olmaktan sakınan kimsedir de denilmiştir. (Gunye, 1, 143 Denilmiştir kı: Takvânın çeşitli şekilleri …

elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a hüsn-i rızâ ve kaybettiğinde hüsn-i sabır. Muttaki, hevâsına tâbi olmaktan sakınan kimsedir de denilmiştir. (Gunye, 1, 143

Denilmiştir kı: Takvânın çeşitli şekilleri vardır: Avâmın takvâsı, Yaratıcı'ya şirk koşmayı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a takvâsı günâhları bırakarak ve diğer hâllerinde nefse muhâlefet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a hevâyı terk etmektir. Evliyânın ehâss-ı havâssının İseçkinlerinin) takvâsı ise, eşyâ husütakvâ/takvallah 1001 sunda irâdeyi, nâfile ibâdetler husüsunda ihmal, Mevlâ hâricindeki sebeblere bağlanma (Allah'tan başkasına dayanma) ve hâllerle makamlara sarılmayı terk etmek; bütün bu husüslarda, farz hükümlerle emre itâat etmektir.

Enbiyânın (peygamberlerin) takvâsı ise, gayb içindeki gayb sınırını aşmamaktır. O, Allah'tandır (O'ndan gelir) ve Allah'adır (O'na yönelir). Allah onlara emreder, yasaklar, onları muvaffak kılar, terbiye eder, tedâvi eder, iyileştirir, onlarla konuşur, onları irşâd eder, onlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a verir, onlara (nimetler) verir, onları sevindirir, (ilâhi sırlara) muttali kılar ve onlara (sıradan insanların göremeyeceği şeyleri) gösterir. Bu husüslara aklın sınırı yetmez. Onlar beşerden, hatta meleklerin tamamından da ayrıdır. Şu kadar var ki onlar, hükmü zâhire bağlı olan, ümmeti ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a avâmını alâkadar eden açık bir emre bağlıdırlar. Onlar bu husüsta (şeriatın zâhiri konusunda) halkla ortaktırlar. Bunun dışında kalan husüslarda ise tamamen farklıdırlar. (Gunye, I, 145

Takvâ, Allah'tan alıkoyacağı endişesiyle helâlden bile sakınmaktır. Yakinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , kalblerin keşfiyle (açılmasıyla ya da kalbin keşfetmesiyle) gaybı müşâhede etmek ve fikirlerin hitâbıyla sırları düşünmektir

Takvâ üç kısımdır: (Bunlardan) lisanla olan avâmın takvâsı, ezeli olanın zikrini tercih etmektir. Kemâle erene kadar bu zikre devam eder. Erkân ile olan havâssın takvâsı, ezeli olana hizmet etmeyi tercih etmektir. Kemâle erene kadar hizmete devam eder. Kalb ile olan ehâss-ı havâssın takvâsı ise, ezeli olana a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbeti /a tercih etmektir. Kemâle erene kadar bu mehabbete devam eder. (Câmi', 54

Verâ ile takvâ, lügatte aynı mânâya gelir. (Oysa hakikat ehline göre birbirinden farklıdır.)... (Câmi, 265

Takvâ tüka demektir, sözlükte ittika sakınmak) mânâsına gelir. Yani insanın sakındığı şeyden aşırı bir şekilde korunması, yani (kendisini) muhâfaza altına alması ve korktuğu şeyle arasına bir şey koymasıdır. Meselâ cisimlerden kalkan ve benzeri şeyler; fiillerden de doğruluk ve dostluk kişiyi korktuğu şeye karşı koruyan unsurlardır. Denilmiştir ki: Takvâ, mutâvaât (ortaklık, işteşlik) bildirir Bundan dolayı vekahu, ve'tteka fonu korudu, o da korundu) denilir

Takvânın şeriattaki mânâsı ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve âhirette zarar verecek şeylerden kaçınmaktır. Bunun muhtevâsı geniştir. En aşağısı şirkten kaçınmak, en yükseği ise yapmak veya terk etmek süretiyle cezâ gerektiren şeylerden nefsi korumaktır. Hakikat ehline göre takvâ, sırrı Hakk'tan alıkoyan şeyden arındırmak ve bütün varlığıyla Hakk'a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tebettul/" tebettüldür /a (kendini Hakk'a vermektir). İşte (burada) kasd edilen hakiki takvâ budur. (Câmi’, 266

Takvânın zâhiri ve bâtını vardır. Zâhiri, sınırları ihlâl etmekten korkmak, bâtını ise niyet ve ihlâstır. Ebü Abdullah Muhammed Sehlrh şöyle der: Takvâsının sahih olmasını isteyen kimse bütün günâhları terketsin! (Nebhâni, I, 406

(Ayrıca bk. verâ