tenzihi ise kendisine katılmıştır. Çünkü muhdesin tenzihi, karşısında kendi cinsinden bir şeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edilen tenzihtir. Tenzih-i Kadim'in karşısındaysa, kendi cinsinden herhangi bir nisbet yoktur. Çünkü Hakk zıd kabül etmez. Bunun için tenzihin keyfiyeti bilinmez. Bizim Hakk'ı tenzih, tenzihten tenzih ile olur. (Hakikatte) tenzih, O'nun kendi kendisini tenzih etmesidir dememizin sebebi budur. Hakk'ın kendisini tenzih etmesini bir başkası bilemez. Bu husüsta bilinen bir şey varsa, o da muhdesin tenzihidir. Çünkü bize göre muhdese ait tenzihin itibârı, kendisine nisbet mümkün olan bir hükümden bir şeyin çıkarılması demektir. Tenzih işte bu şekilde olur. Hakk için teşbih-i zâti yok ki, ondan dolayı tenzihe müstehak olsun! Çünkü kendi Zât'ı, Kibriyâ'sının gerektirdiği gibi münezzehtir. Buna göre hangi itibârla olursa olsun, hangi tezâhürle zuhür ederse etsin, Ben Rabb'imi tüyleri henüz terlemiş genç olarak gördüm gibi teşbihi olsun ya da O, nürdur ben onu nasıl görürüm! gibi tenzihi olsun, sıfatın vasıflananı gerektirmesi gibi tenzih-i zâti için de bir hüküm lâzımdır. Hakk, bu tezahürde Zât'ından Zât'ı için Kadim'in (kendisini) tenzihi ile hakkı olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a üzeredir. Bu tenzihi Hakk'tan 1054 tenzih-teşbih
başkasına nisbet etmek câiz değildir. Onu başkası da bilemez. Dolayısıyla Hakk, isimlerinde, sıfatlarında, Zât'ında, mazharında, tecellilerinde hudüsa isonradan, yaratılmış olmaya) nisbet edilen her şeyden kıdeminin (ezeli oluşunun) hükmü gereği münezzehtir. Buradaki hudüs, herhangi bir vecihle bile olsa, yine de hüküm aynıdır. Bu izaha göre O'nun tenzihi tenzih-i halki (yaratılmışların O'nu tenzih etmesi) gibi; teşbihi de teşbih-i halki gibi değildir. Böyle bir tenzih ve teşbihten Hakk yücedir ve münezzehtir
Tenzih, Hakk'a değil, senin mahallini temizlemeye râcidir (yöneliktir) diyen kimsenin murâdı, karşısında teşbih bulunan tenzih-i halkidir. Çünkü kul, Hakk'ın
