Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

dinleyerek Allah'ın tevfikiyle (Tasavvuf Sözlüğü)

ulaşılır. Hadiste Her müslüman kişinin kalbinde Allah'ın bir vâizi bulunur Müsned, IV, 182; Deylemi, II, 429) buyurulmuştur. Başka bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: Şübhesiz ki bedende bir et parçası vardır; o iyi …

ulaşılır. Hadiste Her müslüman kişinin kalbinde Allah'ın bir vâizi bulunur Müsned, IV, 182; Deylemi, II, 429) buyurulmuştur. Başka bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: Şübhesiz ki bedende bir et parçası vardır; o iyi olursa bütün beden iyi olur, o bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin o et parçası kalbdir. (Buhâri, İmân, 39; Müslim, Müsâkat, 20

İnsan yaptığı şeyin boş olduğunu kalbi ile düşünür ve işlemekte olduğu çirkin fiilleri görürse, kalbinde tevbe etme ve çirkin fiillerden kurtulma arzusu doğar, o zaman Hakk Teâlâ azmi düzeltmeyi, güzel bir dönüş yapmayı ve tevbe sebeblerine hazırlıklı olmayı nasib eder. Bunun ilki, kötü insanlarla arkadaş olmayı terketmektir. Çünkü insanı bu maksaddan uzaklaştıran ve verilen sağlam karar konusunda şübhelere düşüren kötü arkadaştır

Bu gayeye, ancak sürekli olarak müşâhede makamlarına ulaşmaya gayret etmekle varılabilir. Kulun tevbeye olan rağbeti bu gayret neticesinde artar ve kendisini azınettiği şeyi tamamlamaya çağıran havf ve recâsını kuvvetlendirici mâhiyetteki hisleri çoğalır. İşte bu esnâda, kalbinden, üzerinde bulunduğu çirkin fiiller husüsundaki ısrâr düğümü çözülür. Nefsini, yasaklanmış olan fiillerle meşgul olmaktan bu sayede alıkoyar ve onun dizginlerini eline alarak, onu şehvetlere uymaktan uzaklaştırır. Böylece, içinde bulunduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a hata yapmaktan uzaklaşır, gelecekte de bu hataların benzerlerine dönmemek üzere azınini keskinleştirir. (Kuşeyri, 49

Cüneyd demiştir ki: Tevbenin üç mânâsı vardır: Birincisi pişmanlık, ikincisi Allah'ın nehyettiği şeyleri tekrar işlememeye azmetmek, üçüncüsü ise işlenen haksızlıkları telâfi etmek için çaba sarfetmektir.

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevbe-inabe-evbe/" tevbe-inâbe-evbe /a 1075 Sehl Abdullah (Tüsterij de şöyle der: Tevbe İleride yaparım' sözünü terketmektir lemir ve yasakların gereğini yapmayı ertelememektir).

Ebu'l-Kasım Cüneydrh şöyle de söylemiştir: Bir gün Seri Sakati'nin"" yanına girdim. Yüzünde bir değişiklik gördüm. Sana ne oldu? dedim. Şöyle dedi: Bana bir genç geldi ve tevbenin ne olduğunu sordu. Ona Günâhını unutmamandır' dedim. Bana itirâz etti ve Bilakis tevbe günâhını unutmandır' dedi. Bunun üzerine ben de Bana göre de işin doğrusu gencin dediği gibidir dedim. (Ve bundan sonra Cüneyd) şöyle dedi: Cefâ hâlindeyken, beni vefâ hâline nakletti. Safâ hâlinde cefâyı hatırlamak cefâ olmaz mı? Bunun üzerine Seri) sustu

Aynı şekilde, Sehl Abdullah da (Tüsteri dejr" Seri gibi cevâb vermiştir. Ebü Nasr Serrâc (Tüsi) şöyle der: Sehl, bazen kendi lehlerinde, bazen de aleyhlerinde hareket