Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

dırılar kalbin (Tasavvuf Sözlüğü)

birine açılınasına kadar sürer ve sonuçta biri kalbe yerleşir ve orayı vatan edinir. Diğerinin yenilmesi kalbden çıkarılınası demektir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Vesvese veren ve pusuya çekilenin şerrinden …

birine açılınasına kadar sürer ve sonuçta biri kalbe yerleşir ve orayı vatan edinir. Diğerinin yenilmesi kalbden çıkarılınası demektir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Vesvese veren ve pusuya çekilenin şerrinden INâs, 114/5) O (vesvese veren), Allah anıldığında pusuya çekilir, ancak gaflet anında ortaya çıkar. Kalbden şeytanın ordusunu ancak Allah'ın zikri kovar. Zira o, zikirle bir arada kalamaz. (Kudâme, 151

Kalb iki mânâda kullanılır: Birincisi, göğüse yerleştirilmiş olan maddi, çam kozalağı şeklindeki et parçasıdır. Bu bilinen bir şeydir. Bu mânâda kalb, gerek insan ve gerekse diğer canlılarda var olan hayvâni rühun madenidir. İkincisi, rühâni âlemden olan rabbâni bir latifedir. Bu, insanın hakikatidir. Âlim, ârif ve müdrik olan odur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı düşünecek kalbleri olurdu. Sevâb kazanan, cezâya çarptırılan, muhâtab olan ve kendisine hitâb eden odur. Bunun bedendeki kalble alâkası vardır. Bu yalnızca, rühâni ve rabbâni bir latifedir ve bedendeki kalble alâkalıdır. (Ravza, 110

fass, kalb mânâsına gelir. Buna da fass kelimesini mübtedâ, fi kelimetin sözünü de haber yaparak, ilhâmlı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmetin /a fassı, ondan sonra da sayılan diğer fasslar sözüyle buna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a etmiştir. Bundan sonra fassı mübtedâ yaparak, fi kelimetin ifâdesini de perdeleyerek (yani haberin önüne edat getirerek) haberi örtülü bir hâle getirmeyi murâd etti. Bu durumda, peygamberlerin kalbleri yüzüğün kaşı; rühları da kaşa göre yüzük durumundadır... (Sofyavi, 12

Arifin veya insan-ı kâmilin kalbi, yüzüğe göre yüzük kaşının halkası durumundadır. Yüzüğün kaşı mahallinde Hiçbir fazlalık yoktur. O mahal a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a (yüzüğün) kaşı kadardır. Yuvarlaklığı kaşa göre yuvarlak, dörtgen, altıgen, sekizgen veya kaşın şekli ne ise öyle olur. İnsan-ı kâmilin, başka bir şeye değil yüzüğün halkasına benzetilmesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a (varlığın) devri oluşuna, yani Allah'tan başlayıp yine ona dönüşüne işâret eder. Kalbin yüzük kaşının halkasına benzetilmesi de, ilâhi tecellilerin mahalli oluşu sebebiyle insandan maksadın kalb olduğuna işâret eder. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a kalbde meydana gelen tecelliler yüzüğün kaşına yapılınış olan nakışlar gibidir. Buna göre yüzükten kasd edilenin yüzüğün kaşı olduğu gibi, insandan kasd edilen mânânın kalb olduğu böylece anlaşılmıştır. (Sofyavi, 210

Kalb, kalbe yerleştirilmiş ışık veren bir latifedir. Güzel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkın /a mahalli, hayrı emreden ve Allah'ı bilen odur. (Câmi’, 55

Kalb üçe ayrılır. Birincisi avâmın kalbidir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâdaki /a itâatlerin çevresinde uçar. İkincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a kalbidir, âhiretteki kerâmetlerin çevresinde uçar. Üçüncüsü ehâss-ı havâssın kalbidir, Sidre-i Müntehâ'da üns ve münacâtın çevresinde uçar. (Câmi, 62

Nefsin yurdu şeriattır, rüh emir âlemindendir, kalb ise izzet yurdudur. (Nefehât, 72

Kalbin de, azaların da ameli vardır. Kalbin ameli niyettir. (Nefehât, 248

(Ayrıca bk. akl; nefs; rüh