Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

dun (Tasavvuf Sözlüğü)

hakikatidir. Bu, ondaki bütün isim ve sıfatları ortadan kaldıran bir mertebedir. Bu mertebeye cem'u'l-cem' , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a -ı hakaik ve amâ da denir İlâhi mertebe ise, bir şeyin …

hakikatidir. Bu, ondaki bütün isim ve sıfatları ortadan kaldıran bir mertebedir. Bu mertebeye cem'u'l-cem' , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a -ı hakaik ve amâ da denir

İlâhi mertebe ise, bir şeyin bulunması şartıyla vücüd hakikatidir. Bu şart, isim ve sıfat tâbir edilen külli ve cüz'i ne varsa kendine gerekli olan tüm eşyâyı beraberinde bulundurmasıdır. İşte bu mertebe, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a ve cem makamı dedikleri ilâhi mertebedir. Bu mertebeye -hariçteki istidâdları sebebiyle kemâlâtına uygun olan hakikatlerin aynları olan isimlerin zuhur yerlerine bitişik olması itibâriyle ryubübiyyet mertebesi denir. Eşyânın külliyâtı l(umümi prensipleri) şartını aldığı zaman, Levh-i Kazâ , Ümmü'l-Kitâb ve Kalem-i Âlâ adı verilen Akl-ı Evvel'in Rabb'i, Rahmân ismi mertebesi" adını alır. Külliyâtını perdelemeksizin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a sabit cüz'iyyatın bulunduğu külliyâtın olması şartını alırsa bu, Levh-i Kader —ki Levh-i Mahfüz'dur- ve Kitâb-ı Mübin adı verilen Külli Nefs'in Rabb-i Rahim mertebesidir

Eğer değişik cüzler olarak mufassal (ayrılmış) süretlerin olması şartını alırsa Mâhi, Müsbit, Muhyi, Levh-i Mahv ve İsbât ismindeki külli cisimde tabiatlanmış nefsin Rabb'i olan Muhyi mertebesi adını alır

Rühâniyyete ait süretleri kabül eden olması şartını aldığı zaman, Kur'an-ı Kerim'de kitâb-ı mestür ve rakk-ı menşüir diye kendisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a olunan külli heyulanın Rabb'i isminin mukabilidir

Gaybi ve hissi süretlerin olması şartını alırsa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a ve mukayyed a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâl /a âleminin Rabb'i mertebesi" adını alır

Müşâhede olunan hissi süretlerin bulunması şartını alırsa, mutlak ism-i zâhir mertebesi veya âlem-i mülkün Rabb'i mertebesidir. Murâkabe ise kulun, Rabb'inin kendisine ait bütün hâllerine muttali olduğunu sürekli olarak bilmesidir. (Câmi’, 126

İnsan-ı kâmil, Hakk'a ulaşan, Hakk'a erdirendir. (Kavânin, 98

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan/" insân /a -ı kebir-insân-ı sagir

İnsan-ı kâmil, külliyat ve cüz'iyyât, ulviyyât ve süfliyyât, hayvanât ve nebâtât, olmuş ve olacak her şeyi kapsar. Âlemde Hz. Muhammed'den başka kâmil insan yoktur. Onu tanıyan ve bilen, Hakk'ı bilir. (Nefehât, 74

insân-ı kebir-insân-ı sagir — Der Old! ) (bk. hebâ