başkasını görmez. Fenâ makamında temkine ulaştığı zaman, hakikatlerdeki istiğrâk hâline döner. Tarikatın gayesi budur
Sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikate /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olursa, Allah ona hak olanı takdir eder. Böylece o, izleri silinmiş bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a nürlara gömülür. Sekri sahvına, cem'i farkına, fenâsı bekasına, gaybeti huzüruna galib gelir. Sorıra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ererek sahvı artar. Bu sen makamdır . Kendisinde, Allah'ın hibe ettiklerinden başka kerâmet cinsi kalmaz. (Câmi', 23
taktir ( yağ ) Taktir, gerektiği yerde infâk etmekten kaçınmaktır. Bunun sebebi, cimrilik açgözlülük ve elisıkılıktır. Bu üç huydan her birinin de dereceleri vardır
takvâ/takvallah Sordum: Takvü nedir? Cevâb verdi: Allah'ın hoşlanmadığı şeylerden uzaklaşarak sakınmaktır.
Dedim ki: Kimden sakınmaktır? Dedi ki: Allah'tan. Dedim ki: Neyle alâkalı olarak O'ndan sakınmaktır? Dedi ki: İki hasletle alâkalı olarak. Onlar da vâcib olanı yapmamak, açık ve gizli olarak yasaklandığı hâlde, haram olanı işlemektir. Bu iki haslet, Allah'ın vâcib kılıp ve yasakladıklarını yerine getirmeyi kendinde toplar. (Ri'âye, 8
Takvâ, Allah'tan gelen bir nür üzere, Allah'a, sevâbını Allah'tan bekleyerek itâat yoluyla amel etmendir. Takvâ, Allah'tan bir nür üzere, Allah'ın cezâsından korkarak günâhları terk etmendir. Takvânın bedenle (davranışlarla) alâkalı hakikati, hakkı (doğru olanı) yerine getirmek ve günâhları terk etmektir. Kalble alâkalı hakikatiyse, farzlarda ihlâsla Deyyân'ı (Allah'ı) irâde etmek istemek, Allah rızâsını hedeflemek); Allah'ın, kullarını teşvik a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a , ancak onlara merhametinden dolayı farz kılmadığı nâfile namaz, nâfile oruç gibi ibâdetlerin tümünde ağlamak ve hüzünle amel etmektir. Allah'ın kullarını teşvik ettiği ibâdetler, ancak kulların irâdelerini O'na has kılarak takvâ ile amel ettiği müddetçe kabül olunur
Verâ da takvâ cinsindendir. Çünkü kul, Allah'tan ittika ederse , verâa ulaşır. (Ri'âye, 9
Tâat; kurtuluşun yolu, ilim ise bu yolun rehberidir. Tâatın aslı (temeli) verâ, takvâ/tak vallah verâın aslı takvâ, takvânın aslı nefs muhâsebesi, nefs muhâsebesinin temeli ise, havf ve recâdır. Nefs muhâsebesinin rehberi de ilimdir. (Ri'âye, 12
Kullarını yaratan, kendisine dönülecek olan, doğruluk ve güzellikler sâhibi Allah'tan takvâ; kardeşim, O'ndan sakın! Allah'ı bilen kimsenin takvâsı Allah'tandır. Takvâyı ona Allah takdir etmiştir. O'nun melekütunu, gücünün şâhidlerini, O'na delalet eden delillerin çokluğunu, rubübiyyetine delâlet eden âyetleri, irâdesinin nüfüzunu, sanatının sağlamlığını, tüm mahlükatındaki kudretinin açıklığını ve tedbirinin güzelliğini müşâhede etmekle ortaya çıkan Allah'ın
