Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

dünni (Tasavvuf Sözlüğü)

olur. Meleği Resüllullâh'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a üzerine ilka a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a esnâda müşâhede eden husüsi hâlden başka ilm-i ledünne bu ümmetin …

olur. Meleği Resüllullâh'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a üzerine ilka a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a esnâda müşâhede eden husüsi hâlden başka ilm-i ledünne bu ümmetin peygamberlerinden de, velilerinden de vâris olabilen hiç kimse yoktur. (Esfâr, 278

Veliye, nebiyi (peygamberi) tâkib etmek (ona uymak) süretiyle ardından hitâb edilir, nebiye ise bir tâkib etme olmaksızın asli hükümle önünden hitâb edilir. Veliye, nebisinin perdesi ardından hitâb edilir; nebiye ise perde ve başka bir nebi vâsıtası olmaksızın hitâb edilir. Enbiyânın muhâtab olduğu şey müşâhede, evliyânın muhâtab olduğu şey ise gaybdır. (Esfâr, 284

veli-nebi-resül 1207

Nebi ile veli arasındaki fark, tâbi olanla metbü (tâbi olunan) arasındaki fark gibidir. Bu bakımdan ikisinin arasını toplayacak bir şey yoktur (ikisi birbirinden farklıdır). Usül bakımından birleşirlerse de, -ki onlar fusüller) makamlardır-... (bu makamlar) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/islam/" islâm /a , imân, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a , tevekkül, rızâ, teslim ve benzerleri gibi (makamlardır)... ...nebilerin mirâcı nürla olur... yani vehbi ilimle olur ...fbu ilim) aslidir... (peygamberlerin mirâcı, bir başka insana) uymak süretiyle değil, asıl (ilâhi) hükme dayalı olarak feyz alrnaktır. Onlar ancak bu nürla mirâc eden nebilerdir. ...Velilerin mirâcı ise, asli nürdan olan... velâyet makamına hazırlanmayı gerektirir. Bu da, bu makamda kaim olan kişinin elde edeceği bir şeydir

Asli nürdan meydana gelen velâyet makamı için, kendi payından başka bir payı yoktur. Bu pay da, istidâdının kendisinden başka bir şey değildir. Bu makam çalışıp kazanmakla elde edilir. Veli, ancak çalışıp asli nürdan elde ettiği kadar mirâc eder. Yükselme ancak nür ile olur. Çünkü Hakk'a mirâc yolları âriflerin gözlerine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a karanlıktır. Bu nür, kendisiyle nürlandıkları vehbi ilimdir. Bu ilim, nebilere bir istidâd (hazırlık devresi) olimadan bağışlanır. Bundan dolayı nübüvvet kesbi değildir. Bu doğru görüştür. (Esfâr, 286

Müctehid şeriatın hâricinde konuşmaz. İctihâd konusunda bütün sözleri şeriat dâhilindedir. Nitekim Hz. Peygamber'in vârisi olan veli ictihâd konusunda şeriat dâhilinde konuşmaz. Aksine onun sözü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a hükümleri dışındadır. O sözler, ilâhi hakikatlerden haber vermektir. Peygamberler, hem velâyet, hem de risâlet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olduklarından her ikisinden de bahsederler. Bir peygamberin şeriata aykırı bir söz söylediğini duyarsan o, bir veli ve... ilâhi hakikatleri ...bilen bir ârif olduğundan öyle konuşmuştur... Yoksa hem nebi, hem de resül olduğundan değil. (Sofyavi, 245

Evliyâ (veliler), rühâniyyetlerinin cismâniyyetlerine gâlib gelrnesi sebebiyle, çeşitli süretlerde gözükürler. (Buğye, 74

Velinin iki tür mânâsı vardır: İlki, velâyet tasarrufunu dini maslahat üzere sâbit a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a ; ikincisi, velâyet tasarrufu bilfiil değil, bilkuvve (faal değil, potansiyel olarak velâyet tasarrufuna sâhib) kimsedir. Eğer fVelâyet tasarrufu olmadığı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a ) nasıl veli olur? denilirse, cevâbı (şudur): Kulunun tüm işlerini Allah Teâlâ'nın üstlendiği ve tasarrufta bulunduğu kimse mânâsında veli olması mümkündür. Böyle bir veli bilkuvve velidir. Dinlediğinde Hakk ile dinler, baktığında Hakk ile bakar, konuştuğunda Hakk ile konuşur. O mahbübiyyet âlemindedir.

Evliyânın dört makamı vardır: Birincisi hilâfet-i nübüvvet peygamberliğe hilâfet) makamı, ikincisi hilâfet-i risâlet (resüllüğe hilâfet) makamı, üçüncüsü hilâfet-i ulü'T-azmı makamı, dördüncüsü de hilâfet-i ulü'l-ıstıfâ makamıdır

veli-nebi-resül

Hilâfet-i nübüvvet makamı âlimlerin, hilâfet-i risâlet makamı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/abdal/" abdâlın /a , hilâfet-i ulü'l-azm makamı evtâdın, hilâfet-i ulü'l-ıstıfâ makamı ise kutubların makamıdır. Velilerin bir kısmı nebilerin, bir kısmı resüllerin, bir kısmı ulü'l-azmın, bir kısmı da ulü'l- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istifa/" ıstifânın /a makamında bulunur. (Câmi’, 5

Hâtem, nübüvvetin kendisiyle son bulduğu kimsedir. Bu da bir kişi olup Peygamberimiz Hz. Muhammed'dir

Bir de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hatem/" hâtem /a -i velâyet velâyetin son bulması) vardır. Bu da kendisiyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve âhiret iyiliğine ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâlin /a nihâyetine ulaşılan kimsedir. Ölümüyle âlemin düzeni bozulur. Bu ise âhir zamanda geleceği va'dedilen Mehdi'dir. (Câmi’, 82

Veli (dost), lugatte adüvvün (düşmanın) zıddıdır. Hakikat ehlinin ıstılâhında iki mânâsı vardır: Birincisi fel vezninde ve ism-i mef'ül mânâsındadır. Maktül földürülmüş) mânâsındaki katil ve mecrüh (yaralı) mânâsındaki cerih gibi. Veli, korumasını Hakk Sübhânehü ve Teâlâ'nın devamlı olarak üstlendiği kimsedir. Onda, isyân etme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudreti /a olan hizlân (günâh işleme husüsundaki aşırılık ya da kendi hâline bırakılma) yaratılmamıştır. Nitekim Cenâb-ı Hak: . ...çünkü sâlih kişilerin işlerini O deruhte etmiştir (O, onların koruyucusudur). Lârâf, 7/196) buyurmuştur

İkincisi, kerim ve alim gibi, fel vezninde ism-i fâilin mübâlağa sigasıdır. Veli, Allah'a ibâdet ve tâat işini üstlenen, araya bir isyân girmeksizin aralıksız olarak devâmlı ibâdet eden kimsedir. Her iki şart da velâyetin şartlarındandır. Nebinin mâsüm olmasının şart olduğu gibi, velinin de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mahfuz/" mahfüz /a (hata ve günâhtan korunmuş) olması şarttır. (Câmi’, 227

Velinin mâhiyeti nedir? (sorusuna) şöyle cevâb veririz: Burada iki durum vardır: Birincisi, alim ve kadir gibi, fe'il/ vezninde ism-i fâilin mübâlağa sigasıdır. Bu takdirde anlamı, bir günâh işlemeden dâimâ itâat eden demektir

İkincisi, veli, maktül (öldürülmüş) mânâsındaki katil ve 'mecrüh fyaralı) mânâsındaki cerih ' gibi, fe'il' vezninde ve ism-i mef'ül mânâsındadır. (Bu mânâda) veli, korumasını Hakk Sübhânehü ve Teâlâ'nın devamlı olarak üstlendiği, tâate muvaffak kıldığı kimsedir. (Nebhâni, I, 7

Veli, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyetle /a (kullukla ya da ibâdet etmekle) kaim olan âbid kimsedir. Sâdık, musaddık (tasdik eden), süfilik husüsunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddik /a olan kişidir

Râbıt: Veli, fakiri emire, azı çoğa, küçüğü büyüğe tercih eder. İnsanlar katında hâli dosdoğrudur. Aksi hâlde (mertebesi bakımından) tersine döner

Zâbit: Veli vakitleri çeşitli kurbiyyetlerle (yakınlıklarla, kendisini Allah'a yaklaştıracak fiillerle) değerlendirir. Onun için zaman mübârek kılınmış, o da mekânı bereketlendirmiştir

veli-nebi-resül 1209 Râbıt: Zamanını boş şeylere harcayan kişi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a ve istifâde bereketinden mahrüm kılınır. Bitmek tükenmek bilmeyen arzuların peşine takılır ve hayâlindeki tasavvurlarla meşgul olur

Zâbit: Veli işini istikbâle (geleceğe) bırakmaz; vaktin bereketinden, hâlde (içinde bulunduğu anda) istifâde eder. Rabb'inin gazab ve uzaklaştırmasından bu sâyede kurtulur

Râbıt: Süfiler topluluğuna göre, gölgelerin şekillerini müşâhede etmek mümkün değildir. Bu, ancak yok olup gitmelerinden sonra mümkün olabilir. Eserden