Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

dünüvv (Tasavvuf Sözlüğü)

Kelâmdaki üslüb, dünüvuv (yaklaşma) mânâsındadır. Yaklaşma mânâsı ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a yoluna değil, Hakk'ın hakikatine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a eder Dünüvv, zabt …

Kelâmdaki üslüb, dünüvuv (yaklaşma) mânâsındadır. Yaklaşma mânâsı ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a yoluna değil, Hakk'ın hakikatine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a eder

Dünüvv, zabt dâiresidir. Hakikat, incelerin en incesinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatlerin /a hakkıdır. O, özleyen mevcüdun aynını (özünü) vasfetmek için ızdırâbı canlı tutarak, incelikleri açıklayarak, alâkalardan kesilerek kurtuluş sözüyle, erler gibi havassın yolundan yarışanların müşâhedesinden doğar. Bol bitkiler, yeşillikler fışkırtan, tükenmez sular akıtan Nebi'nin izlediği yolu tanıyabilmek için yaklaşmanın mânevi bir mânâsını daha anlamak gerekir. (Tavâsin, 202

Kişinin gönlüne Allah rızâsından bir parça konulmuşsa, Allah ona kendisiyle olduğunu ve ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânda /a bulunduğunu bilmesi için bunun tadını tattırır. Allah'ın rızası ancak fehm ile olur. Fehm ancak nür ile gerçekleşir. Nür, ancak dünüvv ile (yaklaşmakla), dünüvv de ancak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyetle /a gerçekleşir. Bu kul inayet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olunca onun için iyilik hazinelerinden bağışlar ortaya çıkar. Allah'ın yardımlarına ve nürlarına vâsıl olunca, kalbi hastalıklardan kurtulur, selim bir idrâkle imânın lezzetini tadar... (Tenvir, 8

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a -âhiret (Valâmet-i ma'rifet-i âhiret; alâmet-i ma'rifet-i dünyâ

Dünyâ azıyla çoğuyla, tatlısıyla acısıyla, evveliyle sonuyla bir bütündür. Bunların hepsi Allah'ın kulu için bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihândır /a . Dünyâ imtihânları çoğalıp farklı farklı olsa da, aslında hepsi neticede sabır ve şükür ile ilgilidir. Yani ya bir nimete şükür ya da bir musibete sabırdır. (Âdâbı, 82

Dünyâyı bilmenin alâmeti, dünyâyı terketmek, ona dayanan, onu seven, onu tercih eden ve onun kadrini gözünde büyüten kimselerden uzaklaşarak, orada zühd ve yalnızlık içinde yaşamaktır

Âhireti bilmenin alâmeti, âhirete rağbetin harekete geçmesi, ona şevkin şiddetlenmesi, âhireti çok hatırlama yoluyla ünsiyete ve âhiret için amel işleme konusundaki sadakatten dolayı samimiyete sâhib olmasıdır. (Âdâbı, 146

Ebü Yezid şöyle der: Dünyâyı kesinlikle bir daha dönüş olmayacak şekilde üç talakla boşadım. Onu bıraktım ve sadece Rabb'ime döndüm. O'ndan yardım isteyerek seslendim: İlâh'ını, Mevlâ'nı! Sana senden başka kimsesi kalmayan kimsenin duâsıyla duâ ediyorum. Bendeki yeisle birlikte kalbimdeki duânın samimiyetini anlayınca, bu duâya icabet kabilinden ilk olarak bana kendimi tamamen unutturdu ve önüme onlardan yüz çevirmem için mahlükatı dikti....

..Bütün dünyâ sebeblerini topladımı, onları kanaat ipine bağladımı, doğruluk mancınığına koydum, ümüdsizlik denizine attım ve rahatladım.

Dünyâ, dünyâ ehli için aldanma üstüne aldanma, âhiret ise, âhiret ehli için sürür üstüne sürürdur. Allah'a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ise nürdan bir sürürdur

Dünyârun üç türlü lezzeti vardır: Seven bir arkadaş, cömertliğe dayalı bir dostluk, fayda veren ve fayda gören bir beşeri münâsebet

Dünyâ ve âhiret iki kumaya benzer, birini memnun edersen, diğerini darıltmış olursun. (Fütühât, 86

Dünyâ yok olup giden bir gölge, kul ile Mevlâ'sı arasında bir perdedir. Hakiki kul, onun sevgisinin zerresini bile kalbine koymaz. (Buğye, 119

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/durre-i-beyza/" dürre-i beyzâ /a 189