çoktur. Müridân-ı âhiret (âhireti isteyenler) ise azdır. Hakk'ın müridlerinden irâdelerinde sâdık olanlar ise çok daha azdır. Onlar azlıkta ve yoklukta a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kibrit-i-ahmer/" kibrit-i ahmer /a gibidirler. Azlık ve nadirlik konusunda emsalleri bulunmaz. Onlar kabilelerin çekişme sebebidir. Onlar ülkenin şifa kaynağıdırlar. Kullar insanlardan musibetleri onlarla savuştururlar. Yağmur onların hürmetiyle yağar, Allah gökten yağmuru onların hürmetiyle indirir. Yerden bitki onların hürmetine biter. Hâllerinin başında bir dağdan öbürüne, bir ülkeden diğer bir ülkeye, harâb olmuş bir yerden diğerine koşar dururlar. Eğer bir yerde tanınacak olsalar orayı hemen terk ederler. Herkesi arkalarında bırakırlar, dünyânın anahtarlarını mürid-murâd sâhiblerine teslim ederler. Etraflarına kaleler yapılıp, orta yerinden nehirler akıncaya ve Hakk'ın orduları onların etrafını kuşatıncaya kadar buna devam ederler. (Fetli, 29
Mürid vakt a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a , mutavassıt hâl sâhibi, müntehi ise nefs sâhibidir
murâdı istemek konusunda yorulmuş a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsedir /a . Mutavassıt, mertebelerin âdâbından sorumlu olup, telvin (hâlden hâle geçme) sâhibidir. Çünkü o, artan bir şekilde bir hâlden diğer bir hâle yükselir... ... Mutavassıtın makamı murâd edileni elde etmek için zorluklara katlanmak, hâllerde doğruluğa riâyet etmek ve makamlarda edebli davranmaktır. (Âdâb , 16
Müridler, amelle, mutavassıt olanlar edeble, ârifler ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmetle /a üstün olurlar. Şöyle denilmiştir: Himmet, seni nefsinden alıp yüce taleblere götüren şeydir. Herkesin değeri himmetidir (kişinin himmeti onun değerini gösterir). (Âdâb , 18
Gafletten uyandıktan sonra müridin yapması gereken ilk iş, zamanının din konusunda güvenilir, dürüstlüğü ve güvenilirliğiyle tanınan, tarikat yolunu tanıyan bir şeyh bulmasıdır. Mürid böyle bir şeyh bulunca, kendisini onun hizmetine vermeli, ona muhâlefeti terk etmesi gerektiğine inanmalı ve doğruluk hâli üzerinde olmalıdır. Bundan sonra da şeyh, müride Allah'a nasıl yöneleceğini anlatmalı, tarikat yolunu ona göstermeli, sülükunu ona kolaylaştırmalı, İslâm şeriatındaki lehinde ve aleyhindeki husüsları öğretmelidir. Müridin öncelikle yiyeceğine, içeceğine ve giyeceğine dikkat etmelidir. Çünkü ancak bu husüslara dikkat ederse hâlinde ilerleme kaydedebilir. (Âdâb , 26
Bize göre şeyhle birlikte olan müridin, Allah ile birlikte olan şeyhin tarikat yolunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyeti /a , (kendisine verilen) emri sahih ilimle doğru a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-vil/" te'vil /a etmek (yorumlamak) değildir. Bize göre hidâyete ermek demek kesinlikle te'vilsiz olarak emre uymaktır. (Tedbirât, 230
Mürid için en kötü şey sohbettir. Çünkü tarikat yolu, alışkanlıkları kaldırmak ve güzel saydığı şeyleri terk üzerine kurulmuştur. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sohbet/" Sohbet /a ülfet ve ünsiyete götürdüğünden ve ayrılık meydana gelmesi hâlinde acı vermek süretiyle kalbde değişikliğe yol açtığından, biz bunu hoş görmedik. İşte bu yüzden şeyhlerin bir çoğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halvet/" Halvette /a ünsiyet, toplulukta yalnızlık duyan kimsenin ünsiyeti Allah ile değil de halvetle olur demiştir. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a müride lâyık olan şey, sohbetten tamamen uzaklaşmaktır. Müridin himmeti bir şeyh bulmak olmalıdır. Eğer bir şeyh bulursa, şeyh emretmedikçe ondan başkasını düşünmemeli, şeyhin öğrencileri olan tarikat kardeşleriyle arkadaşlık etmemeli ve onlarla oturup kalkmamalıdır. Bunun için de kendi hemcinsleri olan halkla ve diğer mahlükatla vahşet hâlinde gibi olmalı (onlarla beraber bulunmaktan huzürsuzluk duymalı), onlardan kaçıp Allah ile ünsiyeti taleb etmelidir. (Tedbirât, 234
Mürid, irâdesinden sıyrılmış olan kimsedir. Ebü Hâmid (Gazâli) şöyle mürid-murâd
söylemiştir: Mürid, mürid ismini hak eden ve ismi Allah'a yönelenlerin arasına girmiş olan kimsedir.
Murâd, irâde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a ne ise meydana gelmekle birlikte, irâdesi kendisinden alınmış olan kimsedir. Murâd, bütün hâl ve makamları sıkıntıya düşmeden geçer
Birlikte aranır miiridle murâd
dâvâlarındaki doğruluk delilleri
Bilmiyorsan hâllerinin durumunu
biri delil diğeri
İlâh'ın kendisi
Murâd ve mürid kimdir?" diye sorulacak olursa, buna şöyle cevâb verebiliriz: Murâd, irâde ettiği ne ise meydana gelmekle birlikte, irâdesi kendisinden alınmış olan ve bütün hâl ve makamları sıkıntıya düşmeden geçen kimsedir. Mürid ise irâdeden soyulmuş olan kimsedir. Nitekim Ebü Hâmid (Gazâli) şöyle söylemiştir: Murâd, taşıdığı ismi hak eden ve ismi Allah'a yönelenlerin arasına girmiş olan kimsedir. Bize göre mürid ise, aynı hâlde olan iki kişi için kullandığımız bir terimdir. Bunlardan birincisi, zorluk ve sıkıntı içerisinde tarikat yoluna sülük eder ve o güçlükler onu yolundan alıkoymaz. Diğerinin ise irâdesi eşyâya nüfüz eder. İşte bu kimse irâdesini tahakkuk ettirmiş olan kimsedir. Fakat murâd değildir. (Fütühât, II, 130-131
Süfilere göre murâd, irâde ettiği ne ise meydana gelmekle birlikte irâdesi kendisinden alınmış olarak bütün hâl ve makamları sıkıntıya düşmeden, lezzet ve gönül hoşluğuyla geçen, zorlukların ve güçlüklerin kendisine kolaylaştırıldığı kimsedir
Murâdlar ikiye ayrılır: Birincisi için zor işler kolaylaştırılır, maddi ve mânevi belâlar kaldırılır. Belâları hisseder, tabiatı onu istemez ancak işin iç yüzünde tıpkı acı bir ilacı içmekte afiyet olduğu gibi, Allah katında onda hayır olduğunu görür ve müşâhede eder. Bu yüzden de onda bu belâyı aşmakta nimetleri müşâhede etme hâli galib geldiğinden, bu müşâhededen dolayı başına gelen maksadına aykırı nefsi sıkıntıdan ve maddi acılardan lezzet duyar
Nitekim Hz. Ömer Hattâb bu makamın sâhiblerinden birisi idi. O bu konuda şöyle söylemiştir: Allah'tan gelen her musibette a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a üç türlü nimet bulunduğunu görmüşümdür: Birinci nimet, bu musibetin dinimde olmamasıdır. İkinci nimet, bu musibetten daha büyüğünün başıma gelmemesidir. Bundan daha büyüğü de olabilirdi. Üçüncü nimet ise, musibet dolayısıyla hatalarımın bağışlanması ve derecemin yükseltilmesidir. Bu yüzden de her musibette Allah'a şükrederim.
mürid-murâd Şübhesiz burada bu kavmin yolunda Allah'ın yolunu bilen kimseye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatlerin /a gösterdiği şöyle hoş bir incelik vardır: Belâ şükrü, nimet ise sabrı kabül etmez. Başına bir belâ gelen kimse şükrederse onun göreceği nimet olur. Bu yüzden de şükretmesi gerekir. Eğer nimete erişen kişi sabrederse onun karşılaşacağı şey yalnızca belâ olur. Bu da Allah tarafından o belâya şükretme talebiyle mükellef olması ve onda tasarruf hükmünü yüklenmesidir. Bu duruma göre müşâhede ettiğine sabretmesi gerekir. Hakk Teâlâ, müşâhede hâlindeyken ona nimetlerini peşpeşe verir. Allah'ın, üzerindeki hakkına bakar ve bu hakları yerine getirmeye çalışır. İnsanların lezzet duyduğunu zannettiği şeylerle lezzet duymaz ki üzerine peşpeşe gelen nimetlere sabretsin. Çünkü o, belâ sâhibidir. Onun için müteber olan Hakk'ın kendisine vakti içinde gösterdiğidir. O, vaktine göre ya şükür sâhibidir ya da sabır. Murâdların birinci kısmının hâli budur
Murâdların ikinci kısmına gelince o, alışık olunan zorlukları hissetmez. Çünkü Allah ona güçlü kuvvetli büyük kimselerin taşımakta zorlanacakları güçlüklere katlanacak bir kuvvet vermiştir. Küçüklere taşımakta ağır gelecek şeylere katlanır. Ona göre bundan daha hayırlısı olamaz. Bilakis onu hiç zorlanmadan yüklenir. Çünkü o, Allah'ın kuvveti ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudreti /a altındadır. Oysa küçükler onu zorlukla ve güçlükle taşır. O ise, bu yükü taşımaktan lezzet alır, gücünden dolayı sevinç duyar, onunla iftihar eder, hiç acı duymaz. (Fütühât, II, 513
Allah ehli olan muhakkik âlimlere göre mürid, Allah'a yönelmiş olan, Allah'ı tercih eden, Allah'ın istediği ve râzı olduğu husüslarda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a gösteren kimsedir. Mürid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a , irâdesinden sıyrılmış olan kimse mânâsında da kullanılmıştır. Onlara göre ve bizce de müridin en büyük mertebesi, irâdesine nüfüz etmiş olan kimsedir. Ancak bu irâde, keşf yoluyla elde edilmez. Eğer irâdesi keşf yoluyla olursa o kimse mürid değil, olacağı bilen bir kimse olabilir. Nitekim kâinâtta a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a veya başkasında meydana gelecek olan şeylerde irâdesinin bulunması, irâdesinde müşâhede edilen şeyin meydana gelmesi ve onu vukuundan önce istemesi murâdın şartlarından sayılmamaktadır. (Fütühât, II, 514
Murâd... Bir kısım süfi murâdı müridin makamı ve diğer makamların üzerinde saymıştır. Bunun ilk inceliği, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetleri /a bastırmak ve onlardan Allah'ın bir ikrâmı olarak ezâ ve cefâyla karşı karşıya gelmekten kurtulmaktır. İkinci inceliği, noksanlık arızalarını terk etmek, bıkkınlık alâmetinden kurtulmak ve zellelerin (küçük hataların) sonuçlarına katlanmaktır. Üçüncü inceliği, ateş aramaya giden ve Hakk tarafından seçilen (Tur dağına ateş aramak üzere giden ve Allah tarafından vazifelendirilen Hz. Müsâ 5) gibi hâlisâne bir şekilde Hakk'ı tercih etmektir. (Ravza, 486
Süfilere göre süret-i sülük, riyâzet aşamasından sonraki mübtedi (yeni başlamış) süfidir. Bu kişi, aynı zamanda nefsiyle dostluğa itibâr etmesi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a , kendisine ilâhi cezbe ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyet /a kapıları açılmamış olan kimsedir. Feyz-i Rahmâni, Zât'ın katından akla, nefse, âlemlere, ilk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyula/" heyülâya /a , unsura, mevâlide (unsurlardan mürid-murâd
oluşan şeylere) ve insana iner. Sonra terkib yoluyla, zâhir (açık) olan tenzil silsile
