fesmâ'-yızâtiyye) Akıl ve şeriata göre imam (baş) isimler yedi tane olup, bundan ne fazla ne de eksiktir. Geri kalan isimlerin tamamı bunlara tâbidir. Bu isimler, Hayy, Âlim, Mürid, Kail, Kadir, Cevvâd ve Muksit'tir. (İnşâ , 33
Esmâ-yı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zatiyye/" zâtiyye /a zâti isimler), tasavvur edilebilir ve düşünülebilir olması mümkün olsa bile, vücüdu (varlığı) başkasının a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdunda /a durmayan (son bulmayan, başkasının varlığına bağlı olmayan) Alim (ve Kadir, (Kâşânî) gibi isimlerdir. Bunlara esmâ-yı evveliyet , mefatih-i gayb veya eimme-i esmâ da denir. (Kâşânî, 28; Câmi', 76
eimme-i esmâ (isimlerin imamları ya da imam isimler), ilâhi esmâ denilen şu yedi isme verilen addır: Hayy, Âlim, Mürid, Kadir, Semi, Basir, Mütekellini. Diğer bütün isimlerin de aslı ve esası bu yedi isimdir. Semi ve Basir yerine Cevvâd ve Muksit a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isimlerini/" isimlerini /a koyanlar da vardır. Bana göre Cevvâd ve Muksit isimleri asıl isimlerden değil, tâli isimlerdendir. Çünkü cüd ve adl isimleri, ilim, irâde ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a isimlerinden elem bağımsız değillerdir. Hattâ sadece bu isimlere değil, diğer tüm isimlere ihtiyaçları vardır. Çünkü cüd ve adl isimlerinin feyzi adaletli olarak akıtabilmesi, feyzin mahallinin istidâdını görmeye, istidâd lisânıyla isteyenin duâsını işitmeye, âyân-ı sâbiteden isteyenin istidâdına uygun olarak Kün kelimesiyle duâsına icâbet etmeye bağlıdır. Bu iki isim tıpkı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a isimlerinden olan Mücid, Hâlık ve Rezzâk isimleri gibidir
Bazıları Hayy ismini, ilim sıfatından öne geçtiğinden dolayı imam (baş) isim olarak kabül etmişlerdir. Çünkü hayat ilmin şartıdır, hayat olmadan ilim olmaz. Dolayısıyla şartın meşruttan önce gelmesi gerekir. Bana göre Âlim ismi buna daha uygundur. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imamlik/" imamlık /a bir tâbi olanın varlığını gerektiren nisbi bir durumdur. Aynı zamanda imam, kendisine tâbi olandan daha şereflidir. İlmin ise kendisiyle bilinen şeyden sonra gelmesi gerekir. Oysa hayat için Hayy'dan başkası gerekmez. O da Zât'ın kendisidir. İlmin ondan daha şerefli (öncelikli) olması ise gayet açıktır. Bundan dolayı ilmin -Hayy'ın dışında — kendisiyle Zât'ın tâyin edildiği ilk şey olduğunu söyleyenler de olmuştur. Çünkü ilmin, vâcib ve vücüb gibi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a gerektirmemesi, tabiat itibâriyle öne geçmesini gerektirmez. Mütedil bir mizâcın, beden hayâtiyetinin ön şartı olduğunu görmüyor musun? Beden için hayatın şeref bakımından mizâcdan önce geldiğinde ise asla şübhe yoktur. (Kâşânî, 33; Câmi’, 77
(Ayrıca bk. esmâ'/esmâ'ullâh
