Eb (baba), mevâlid-i selâseyi (de denen kendisinden sonra meydana gelen üç şeyi) (akıl, nefs, cisim) terbiye etmesinden dolayı bu adı almıştır. Hayatın feyiz kaynağıdır. (Heyâkil, 99
Ebünâ babamız, başlangıcımız fatamız) demektir. Öncekiler başlangıçlarına (atalarına) âbâ derlerdi. Daha sonra nakledileceği gibi, ilk peygamberlere, bilhassa Hz. İsâ'ya s9 böyle denmiştir. Kendilerinden sonrakiler vâki olduğunda, Üstün kılındılar mânâsında asıl kılındılar (Heyâkil, 96
Ebühâ, başlangıcı olan neslin türünün ilkidir. (Heyâkil, 101
Ebi ve ebikum Rabb'im ve Rabb'iniz demektir. Öncekiler başlangıçlarına âbâ diyorlardı. Yalnız Hıristiyanların anladığı anlamda değil. (Heyâkil, 104
ebdâr/ibdâr Ebdâr, Allah'ın 45, âlemdeki hükmünün tecellisine misâl olarak tâyin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a kimse olup, âlemde Allah'ın esmâsıyla, ahkâmıyla, rahmet, kahr, intikam ve affıyla zuhür eden ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halifedir /a . Nasıl ki güneş ışınları ay üzerinde zuhür edip, onu büsbütün aydınlattığı için aya bedr denmişse, güneş de kendini bedrin zât aynasında görüp onu nüra bürümüş, böylece ona bedr demiştir. Bunun gibi Cenab-ı Hakk da âlemde kendi hükmüyle hükmeden halifenin zâtı aynasında kendisini görür. Hakk ancak ilmin nürunu ortaya koyan bu kişiyi şahit tutar. (Fütühât, TI, 545
