için bir mükâfât olarak meydana gelir. Çünkü her ne kadar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a kerâmet görülen kimseden bir taleb olmasa da münâsebet bunu gerektirir. Kerâmet hissi (maddi) ve mânevi olmak üzere ikiye ayrılır. Umümi olarak halk, başkasının hatırından geçeni söylemek, olmuş, olmakta olan ve gelecekte olacaklardan haber vermek, hârikulâde yollarla bir şeyler almak, su üstünde yürümek, havada uçmak, kısa zamanda uzun mesafe kat etmek, gözlerden gizlenmek, duâsının ânında kabül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a şeklindeki maddi kerâmeti bilebilir
Kerâmet-i mâneviyyeyi (mânevi kerâmeti) ise yalnızca Allah'ın havâss olan kulları bilir. Avâm bunu bilemez. Mânevi kerâmet Bu kerâmetler şunlardır: (Esfâr)), şeriat âdâbına riâyet etmek, giizel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâka /a uymak, kötü ahlâktan kaçınmak, yapması gerekli olan ibâdetleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a vaktinde yapmaya dikkat etmek, iyilik yapmaya çabalamak, insanlara karşı kin, nefret, haset ve sü-i zannı kalbinden çıkarmak, her türlü kötü sıfattan kalbini temizlemek ve nefeslerini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a kalbini süslemek, kendi nefsinde ve eşyâda Allah'ın haklarına riâyet etmek, kalbinde Allah'ın eserlerini yoklamak, aldığı ve verdiği nefesleri, üzerinde huzür elbi
