Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

emel (Tasavvuf Sözlüğü)

Hâvâtır (çeşitleri); Kalbe gelen şey,... mübâh olan işleri tedbir ve tamah husüsunda olana ise ümniyye ve emel ... adını alır. Çünkü bunlar ya nefsin hâtırıdır ya hasedi sebebiyle düşmanın (şeytanın) hâtırıdır ve yahut …

Hâvâtır (çeşitleri); Kalbe gelen şey,... mübâh olan işleri tedbir ve tamah husüsunda olana ise ümniyye ve emel ... adını alır. Çünkü bunlar ya nefsin hâtırıdır ya hasedi sebebiyle düşmanın (şeytanın) hâtırıdır ve yahut da melekten gelen bir hems dir. (Küt, I, 126

Emel, recâ (ümid) demek olup, kalbin beka ile alâkasıdır. Emeli çok olan, mal toplamak ve bir şeyler elde etmekle vaktini harcar. Ölüm aklına gelmez, onu nisyâna terk eder. Öyle ki, en uzun yaşayacağına inanan birisi olur. (Câmi’, 145

(Ayrıca bk. hâtır/havâtır ya da hatre/hatarât

emr-izn — yal ) Âyet-i kerimede geçen büzni kelimesindeki iznin Allah'a izâfe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a , yapılmasına izin verilen şeyin meydana gelmesine imkân vermektir. Eğer izne söz de eklenirse o zaman emir olur

Bâtıni mânâda ise kalbde bulunan bir nür olup, kalb onunla huzüra kavuşur ve bu konuda infirâd eder (tek hâle gelir, diğer benzerlerinden ayrılır). Bu, ismetin yokluğuna bir delil değildir. Bazen izin lafzından bütün varlıklar için meşiet firâde ya da isteme) izni kasd edilir. Bu ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a hâreket veya hareketsizliğini Allah'ın dilemesine bağlamaktır. Yani Her zerre ancak onun izniyle hareket eder ve durur demektir. Bu iznin hükmü şeriatın kanununa ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatın /a âdâbına aykırı olduğunda delil olmaz. Bu husüsu iyi anla! (Kavânin, 84

emr bi'ş-şey ( ççkllı yi ) Bir şeye emredebilmek, ancak onun şey olduğu belirlendikten ve emirde seçilmesinden sonra mümkündür. Burada tahkike göre hamletmekten başka taayyün (belirleme) yoktur. (Şeyh-i Ekber İbn Arabi'nin) Emr iktizâ etti sözü, Hakk'ın dileğine, yani Zât'ını, âlemi cilâsız bir ayna olarak yaratmasında görmek istemesinin cevâbıdır. Emr iktiza etti demek, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yet /a veya ilâhi hüküm yahut taleb edilen rü'yetin menşei olan zâti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a iktiza etti demektir. Veyahut da mahzuf bir şartın cevâbı da olabilir. Yani Hakk Teâlâ kâinâtı cilâsız bir ayna gibi yaratmış olduğu için, hükm-i ilâhi ... âlem aynasının cilâsını , yani, Hakk'ın hükmettiği vechi gerektirdi. Şübhesiz âlemin ayna olması, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani/" imkâni /a (mümkün varlıkların hükmüne ait) bir taayyün yönünden değil, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a rü'yetin mümkün olabilmesi için kâinât aynasının cilâsız olmasını gerektiren emir yönündendir. Birinin taayyünü gerekli olduğu gibi, diğerinin taayyünü de gereklidir. İsmin müsemmâya izâfeti, yani âlemin ayna olarak isimlendirilmesi mümkündür. (Sofyavi, 18