Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

emri tasrih (Tasavvuf Sözlüğü)

ilhâm ise târizdir (üstü kapalı söylemektir). Vahiyden hâsıl olan ilme nebevi ilim , ilhâmdan hâsıl olan ilme ise ledünni ilim denir. (Risâle, 23 Havâtır habersizken, kalbe gelip onu etkileyen hitâb olup, davranışların …

ilhâm ise târizdir (üstü kapalı söylemektir). Vahiyden hâsıl olan ilme nebevi ilim , ilhâmdan hâsıl olan ilme ise ledünni ilim denir. (Risâle, 23

Havâtır habersizken, kalbe gelip onu etkileyen hitâb olup, davranışların başlangıcını teşkil eder. Havâtır, arzuyu harekete geçirir. Arzu azmi, azim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebâtı /a , sebât da organları harekete geçirir

Havâtır, çağırdığı kötülük çeşitlerine göre kısımlara ayrılır. İtidâl sınırını aşarsa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/afiyet/" âfiyeti /a zedeler. Bunun vesvese , sebebinin de şeytan olduğu söylenir

Hâtır, çağırdığı hayırlara göre kısımlara ayrılır. Bunun vasat ve mütedil olanı vardır ki, âhirette fayda verir. İşte bunun ilhâm , sebebinin de melek olduğu kabül edilir. (Ravza, 216

Ilhâm, muhaddeslerin makamıdır ve ferâsetin üstündedir. Birinci inceliği: nebevi ilhâm olup vahiyle hâsıl olur. İkincisi âşikâr (açık biçimde) olur fakat perdeyi delmez. Üçüncüsü ise gerçek olarak zuhür eder ve gaybden haber verir.(Ravza, 489

Mükâleme (konuşma), rabbâni veya meleki hâtırdan kalbe gelen şey olup, ne reddine, ne de inkârına imkân vardır. Çünkü Hakk Teâlâ'nın kullarına hitâb ve ihbarları bilhassa makbüldür. Mahlükun onu def etmesine imkân yoktur. Hakk Teâlâ'nın kullarına hitâb etmesinin alâmeti, işiten kimsenin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelamullah/" kelâmullah /a olduğunu bilmesi ve onu dinlemesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdunun /a bütünüyle olması ve fona vücüdunda) bir yön belirleyememesidir. Hatta bir yönden dinlese de, diğer yönlerden nazarını keserek bir noktaya tahsis etmesi de imkânsızdır. Görmez misin ki Müsâ se a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmı /a ağaçtan işitti. Fakat bu işitme işini yöne bağlayamadı. Hâlbuki ağaç bir yöndür

Zarüri kabülde meleki hâtır, rabbâni hâtıra yakındır, fakat aynı kuvvette değildir. Ancak zarüri kabül de, rabbâni hâtır gibi müteberdir. Mükâleme yoluyla Cenâb-ı Hakk'tan gelen sırların önemi, sadece mükâlemeye mahsüs değildir. Tecellileri de böyledir. Ne zaman Hakk'ın nürlarından kuluna bir şey tecelli ederse, kul ilk anda onun Hakk'ın nüru olduğunu zarüri olarak bilir. Bu tecellinin sıfâti, zâti veya ayni olmasında bir fark yoktur. Ne zaman sana böyle bir tecelli gelir de illet ilk anda onun Hakk'ın nüru, Hakk'ın sıfatı ya da Hakk'ın zâtı olduğunu bilirsen, anla ki bu tecellidir. Bu, sahili olmayan bir denizdir

İlâhi ilhâm a gelince; sâlik a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a yolunda henüz mübtedi (işin başında) ise, ilhâm ile amel etmek için o ilhâmı Kitâb ve Sünnet'e arz etmek gerekir. Eğer bu ikisinden şâhidini bulursa şübhesiz ilhâmı dır. Şâyet şâhidini bulamazsa, inkâr etmemekle birlikte, o ilhâm ile amel de etinemelidir. Bunun faydası şudur: Bazen şeytan mübtedinin kalbine ilhâm şeklinde göstererek bazı şeyler ilka eder. Mübtedi, ilhâmının bu kabilden olma a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtimal/" ihtimâli /a olduğu için durması, Allah'a teveccüh etmesi, usule de bağlı olması gerekir. O hâtırın mânâsına, Allah o ilhâmın hakikatini açıncaya kadar sabretmelidir. (İnsân, I, 5

İlk hâtır dedikleri hâcis, rabbâni, rahmâni ve rahatsız edici hâtırdır. Buna ilk sebebin kolaylaşması da denir ki, bu hâtırdır. Nefste tahakkuk ettiğinde buna irâde derler. Üçüncü defa tekrarlanırsa buna hemımı derler. Dördüncüsünde azm denir. Murâdına yöneldiğinde ise buna kasd adını verirler. Fiile başladığında gelen hâtır ise niyet adını alır. Şayet bir fiilin hâtırı değilse, buna da ilhâm" yahut vehbi ya da ledünni ilimler denir. Buna göre ilhâm umümidir. ... Ona kötülükleri ve iyilikleri illâm edene... Şems, 91/8). Vehbi ve ledünni ilhâm ise velilere hastır. (Merâtib, 27; Câmi’, 27

Havâtır, hâtır kelimesinin çoğulu olup, insanın içine gelen bir hitâb, bir ses demektir. Bu hitâb bazen melekten, bazen şeytandan, bazen nefsten ve bazen de Allah'tan gelir. Birincisine ilhâm , ikincisine vesvese , üçüncüsüne hâcis , dördüncüne ise hâtır-ı Hakk denir. İlhâm, dinin zâhiri hükümlerine uygun olur. Vesvese günâha, hâcis süfli arzulara dâvet eder. Mutasavvıflar, yediklerinde haram bulunan kimselerin, ilhâm ile vesveseyi birbirinden ayıramadıkları husüsunda ittifâk etmişlerdir. Yine kötü hâtırların mahallinin nefs, iyi hatırların mahallinin ise kalb olduğu, nefsin ise asla doğru söylemediği husüsunda ittifâk etmişlerdir. (Câmi’, 160

(Ayrıca bk. hâtır/havâtır ya da hatre/hatarât