Yok olan şeyin geride kalan alâmetidir. Mutasavvıflardan birisi eserle ilgili olarak şöyle demiştir: (Bir şeyi) görmekten mahrum kalan kimse, onun eseri fondan kalan) ile baş başa kalır, eserden de mahrum olana ise (sadece o şeyin adını) anmak kalır. (Lüma', 432
esfâr-ı ârifin Esfâr-ı ârifin (âriflerin seferleri), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a , kâmil mârifet ve her şeye şâmil (kapsayıcı) olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ile halka seferidir. Bu da eserlerin zuhüru ve Vâhid ve Kahhâr olan Hakk'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüduna /a bürünerek nüzül etmektir. Onların söylediklerinin mânâsı şudur: Nihâyât a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayat/" bidâyâta /a (son başa) dönmektir. Bu esmâ'/esmâ'ullâh seferi, olduğu gibi irşâd ehli olan Hz. Muhammed'in vârislerinden başka kimse anlayamaz
İlk sefer, O'ndan başka her şeyden fâni olarak halkın Hakk'a seferidir. İkincisi Hak'tan Hakk'a seferdir. Bu ise Hakk'ın tahakkuku ve O'nun kâinât ve onun sı
